Seksen üç yıldır süren aşk

 ›  Haberler  › ↓ 
Darüşşafaka’nın yeşil-siyah kapısından içeri adım atmasının üzerinden 83 yıl geçen Tahsin Bumin, sanki dünmüş gibi o günleri anımsıyor. Onun Darüşşafaka hikâyesi, 10 yaşlarında üvey annesiyle anlaşamadığı için evden kaçmasıyla başlıyor. O zor günlerde Darüşşafaka mezunu, öğretmen Bahattin Tansel (DŞ’1913), onun elinden tutuyor ve o bu eli hiç bırakmıyor.
 
tahsin bumin2.JPG

Tahsin Bumin, en kıdemli Darüşşafakalılar arasında yer alıyor. O, hafızasıyla, yaşam enerjisiyle 94 yaşında bir delikanlı… 1931 yılında girdiği Darüşşafaka’dan 1939’da mezun oluyor. Önce kimya fakültesine giriyor, ardından hukuk, son olarak iktisat… Çalışmak zorunda olduğu için hiçbirini bitiremiyor. Mezuniyetinin üzerinden 75 koca yıl geçse de Darüşşafaka’yla bağlarını hiç koparmıyor. Darüşşafaka’nın adı geçtiğinde gözleri ışıl ışıl oluyor. Ortaköy’deki Darüşşafakalılar Lokali’nin (Cahit Örge-Halit Ziya Yılmayan’ın Yeri) müdavimi… Her çarşamba burada yapılan buluşmalara katılıyor, “kardeşlerim” dediği genç Darüşşafakalılara anılarıyla ışık tutuyor. Evinde ziyaret ettiğimiz Bumin, 1332 yılında (1916) basılmış Darüşşafaka tarihçesi, Darüşşafaka’nın 100. Yılında hazırlanmasında görev aldığı kitap, Darüşşafaka yıllıkları, Darüşşafaka’dan gönderilmiş davetiyeler, fotoğraflar ve daha bir sürü belgeyle bizleri karşılıyor.
 
Kızıl saçları nedeniyle Darüşşafaka’da “Moskof Tahsin” diye anılan Bumin, 1920’de Üsküp’te doğuyor. 1923’te Türkiye’ye göç eden ailesi, önce İzmir’e ardından da İstanbul’a yerleşiyor. Bumin hikâyesinin devamını şöyle anlatıyor: “Okula başlama çağım gelince beni, Beyazıt’taki 5. İlkokul’a veriyorlar ama okullar önceden başladığı için yeni eğitim yılını beklemem gerekiyor. Bu altı aylık bekleme zamanında da mahalle mektebine yani medreseye gittim. Medrese, Beyazıt’taki Şehzadepaşı’ndaki caminin içindeydi. Hem Arap alfabesini hem de yeni alfabeyi orada öğrendim. Ertesi sene 5. İlkokul’da birinci sınıfa başladım, ama okuma-yazma ve matematik bildiğim için beni ikinci sınıfa geçirdiler. Kaybettiğim seneyi bu şekilde kazanmış oldum. Bu arada annemi küçük yaşta kaybetmiştim. Babam da ikinci kez evlendi ve ardından da Aksaray’a taşındık. Orada 45. İlkokul’a devam ettim. Üçüncü sınıfı da orada okudum.”
  
193 mezunu tahsin bumin.JPGDarüşşafakalı bir öğretmenle başladı her şey…
En kıdemli Daçkalı Bumin’in Darüşşafaka’yla tanışma öyküsü ise bir hayli ilginç: “Üvey annemle hiç anlaşamadığım için evden kaçtım. Tesadüfen Bahattin Tansel isminde Darüşşafaka mezunu bir öğretmenle tanıştım. Bahattin Bey, beni sokaktan alıp, evine götürdü. Ardından babamı bulup konuştu, onların yanına dönmek istemediğimi söyledi. Böylelikle onun evinde yaşamaya başladım, kısa bir süre sonra babam vefat etti. Bahattin Bey de beni Darüşşafaka imtihanına soktu. Sene 1931… ”Yazılı ve sözlü sınavı kazanıp, Darüşşafaka’da 4. sınıfa başlayan Bumin, “Orada iki tanıdığım çıktı. Biri 45. İlkokul’dan arkadaşım olan Aziz Çöl idi. Aziz’in ağabeyi Yaşar Çöl de Darüşşafakalı idi. Diğeri de Beyazıt’ta 5. İlkokul’dan arkadaşım İbrahim... Bu nedenle hiç yabancılık çekmedim. Aziz’le çok iyi arkadaş olduk, vefatına kadar hep görüştük” diyor.
 
 “Fevkalade hocalardan ders aldık”
Başarılı bir öğrenci olduğunu belirten Bumin, “O yıllarda Darüşşafaka’da ortaokul ve lisede birer kez sınıfta kalma hakkı vardı. Aziz Çöl hem ortaokul hem de lisede kaldı. Ben hiç kalmadım. Orta sondayken sınıf mevcudumuz 48 kişiydi ancak 19 kişi liseye geçebildik. Matematiğim çok iyiydi, öyle ki matematik hocamız ‘Sıfırcı Mustafa Bey’ ile münakaşa ederdim. Örneğin; ortaokul ikinci sınıfta basit bir denklem yapmıştı tahtaya… Biz o zamanlar denklem değil ‘muadele’ diyoruz. Ben hocaya denklemin yanlış olduğunu söyledim, önce itiraz etti, sonra o da yanlış olduğunu kabul etti” diye keyifle anısını paylaşıyor ve ekliyor: “Ama Sıfırcı Mustafa çok bilgili bir hocaydı. Aslında Darüşşafaka’daki hocaların çoğu gönüllü ders verirdi ve hepsi fevkalede bilgili hocalardı. Örneğin; 9. sınıfta matematik hocamız Lütfü Atalık idi. Biz ona ‘Mantık Lütfü’ derdik. Milli Eğitim Bakanlığı, matematik terimlerinin düzenlenmesi için onu vazifelendirmişti. Bugün kullanılan pek çok matematik teriminin isim babası odur. Yine lise son sınıfta edebiyat hocamız zamanın en büyük şairlerinden Servet-i Fünuncu Hüseyin Siret idi.”
 
1938-39 DONEMİ.JPG“Tahsin Bumin duman attırıyor”
Darüşşafaka’dan 1939’da mezun olan Bumin, “Kimsem yoktu. Kız kardeşim vardı ama üvey annemle kalmıştı ve ilişkimiz kopmuştu. Ben, sekiz yıl boyunca hafta sonları ve yaz tatilleri dâhil hep Darüşşafaka’da kalmıştım. Benim gibi öğrencilere o yıllar ‘bekâr’ derlerdi. Dışardan sadece Bahattin Bey’le bağım vardı, ki ‘Bumin’ soyadını da bana o verdi. Mektepten çıktıktan sonra kısa bir süre onun yanında kaldım. Kimya fakültesine kaydımı yaptırdım ama oraya bir ay devam edebildim çünkü bizden laboratuvar masrafı istenmişti ve benim param yoktu. Mecburen fakülteden ayrıldım. 1940’ın başlarında Zekeriya Sertel’lerin sahip olduğu Tan gazetesinde işe başladım. Beni önce ücretsiz çalıştırdılar, adliye polis muhabiri olarak birinin yanına verdiler. Ahmet Emin Yalman, Vatan gazetesini kurunca da oraya geçtim. Bir yıla yakın orada çalıştım. Bu arada hukuk fakültesine kayıt yaptırdım ama çalışmak zorunda olduğum için fakülteye gidemiyordum. O sıralarda gazetede Ticaret Bakanlığı’nın ilanını gördüm. Bakanlık, İstanbul Fiyat Murakabe Kurulu’na imtihanla memur alacakmış. İmtihana girdim ve kazandım. İstanbul Fiyat Murakabe Kurulu’nda hem murakıplık hem de raportörlük yaptım. O zamanlar bütün ithal mallar o komisyondan geçiyordu. İthal malların dağıtımını yapıyor ve karaborsayla mücadele ediyorduk. Birden meşhur oldum. Beyoğlu’ndaki bütün mağazalarda fotoğraflarım vardı, gidersem ona göre davranılsın diye... ‘Tahsin Bumin duman attırıyor’ diye yazılar çıkıyordu. Kaç yaşındaydım biliyor musunuz? 21... Hiç kimseye haksızlık etmeden, adımı olumsuz bir işe karıştırmadan vazifemi yaptım. Çünkü Darüşşafaka’nın bana verdiği bir terbiye vardı: Namusluluk...”
 
Darüşşafaka’da öğretmenlik yaptı
Derslere girmediği için İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde kaydı silinen Bumin, 1942’de askere çağrılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın yeryüzünü kasıp kavurduğu zor yıllarda tam 34 ay Kars’ta vatani görevini yapıyor. 1944’ün sonunda tezkeresini alan Bumin, “İstanbul’a geldim, iş arıyorum ama yok… Öyle işler yapmaya başladım ki, mesela sağlık hizmetleri veren bir müessesenin mektup zarflarının üzerini yazıyordum ve zarf başına 1 kuruş alıyordum. Bu arada iktisat fakültesine girdim. 1945’in sonlarında Darüşşafaka’nın muallim muavinliğinde açık olduğunu öğrendik. Dönem arkadaşım Mukadder Atalan’la (DŞ’1939) bu göreve talip olduk ve kabul edildik. Mukadder, tıbbiyede okuyordu. Gündüz üniversiteye gidiyor, akşamları da Darüşşafaka’da etütlere giriyor ve orada kalıyorduk. Gayet güzel gidiyordu ama Vasfi Mahir Kocatürk müdür oldu ve bizden gündüz de derse girmemizi istedi. Bu, yine üniversiteyi bırakmak anlamına geliyordu. Böylelikle ikimiz de Darüşşafaka’dan ayrıldık.”
1947’de Doğan Sigorta’dan gelen iş teklifini kabul ederek reasürans servisinde çalışmaya başlayan Bumin, “Tabii ya işe devam edecektim ya fakülteye… Karar veremiyordum. Ancak çok iyi maaş alıyordum, koşullarım çok iyiydi. Böylelikle 3. sınıfta iktisat fakültesini bıraktım ve emekli oluncaya kadar Doğan Sigorta’da çalıştım” diye anlatıyor.
 
tahsin bumin3.JPG

Üzerinden 80 yılı aşkın zaman geçmesine karşın hâlâ Darüşşafaka’ya büyük bir aşkla bağlı olan Bumin, bunun nedenini bir anısıyla açıklıyor: “Lise son sınıfta hastalandım, Vakıf Gureba Hastanesi’ne kaldırdılar beni, bir ay yattım. Hastaneden çıktıktan hemen sonra olgunluk imtihanları başladı. Önce yazılı birkaç gün sonra da sözlü sınava giriyorduk. Vefa Lisesi’nden olgunluk sınavına çağırdılar. O halimle hazırlanabildiğim kadarıyla hazırlandım. Ancak kimya sınavım iyi geçmedi. Hiç unutmam, günlerden perşembeydi. Darüşşafaka’ya döndüm. Akşam üzeri kimya öğretmenimiz Reşat Alasya -Oyuncu Zeki Alasya’nın babasıdır- nefes nefese mektebe geldi: ‘Tahsin, sen ne yaptın, dört almışsın!’ dedi. Aslında kimya dersinde başarılı bir öğrenciydim, hatta başka çocuklara ders verirdim. Reşat Bey, üç gün boyunca beni sözlü sınava hazırladı. Tüm kimya konularının üstünden geçtik. Pazartesi günü sözlü sınava gittim ve 10 alarak, mezun oldum.”

Bumin, Darüşşafakalılığın kendisi için ne ifade ettiği sorusunu ise şöyle  yanıtlıyor: “Her şeyi… Darüşşafaka’da okuduğum yıllar ülkenin en fakir zamanıydı. Tabii, Darüşşafaka da bu yoksulluktan payına düşeni almıştı. Kışın sabahları ya pirinç ya mercimek çorbası içerdik. Yazın da zeytin, peynir ve karavanadan çay… O yoksulluğa karşın çok iyi eğitim aldık. Tüm hocalarımızı hâlâ hatırlarım. Müdürümüz Ali Kami Akyüz, Darüşşafakalı idi. Edebiyatçıydı, çok iyi Fransızca biliyordu ve fevkalade bir insandı. Cumartesi günleri öğleden sonra tatil olurdu. Ali Kami Bey, o gün bizi toplar, kıyafetlerimize bakar sonra da ‘Darüşşafakalı gibi hareket edin! İyi tatiller” der, bizi bırakırdı. Benim gibi kimsesi olmayanlara bekâr maaşı verilirdi. O parayla sinemaya, tiyatroya, operaya giderdik. Mektepte atletizm takımındaydım. Sabahleyin erkenden kalkar, mektebin etrafında on tur atardım. Aziz Çöl’le Fenerbahçeliydik. Kadıköy’e Fenerbahçe maçlarına giderdik. Biletliler girdikten sonra kapıyı açarlar, hepimizi stada alırlardı. Üzerimizde harici elbiselerimiz olurdu ve her yerde tanınırdık. Bizi maça parasız alırlardı. Çok güzel günlerim oldu Darüşşafaka’da…”
Bu noktada sözü devralan 65 yıllık hayat arkadaşı Nazan Hanım, “Tahsin tekrar dünyaya gelse Doğan Sigorta’da çalışmak ister ve tekrar babasını kaybetse Darüşşafaka’da okumak ister. Darüşşafaka’ya bağlılığı, sevgisi bu kadar…” diyerek durumu özetliyor.

“Darüşşafakalılık ruhunun kuşaktan kuşağa aktığını görerek, mutlu oluyorum”
Annesi hayatta olmayan çocukların da Darüşşafaka’ya alınma kararını takdir ettiğini kaydeden Bumin, “Darüşşafaka’yla ilişkilerim hiç kopmadı. Darüşşafaka’nın hem derneğinde çalıştım hem de spor kulübünde sekreterlik yaptım. Hep Cemiyet üyesi oldum. Eşimle birlikte her çarşamba Ortaköy’deki Darüşşafakalılar Lokali’ne gidiyoruz. Orada her kuşaktan Darüşşafaka mezunuyla bir araya geliyorum. Darüşşafakalılık ruhunun kuşaktan kuşağa aktığını görerek, mutlu oluyorum” diye konuşuyor.Darüşşafakalı öğrencilerden çok çalışmalarını isteyen Bumin,“Bizim dönemimizde dünya çapında başarılara imza atan Darüşşafakalılar vardı. Onlardan da aynı başarıyı bekliyorum. Çok çalışsınlar, iyi bölümlere girsinler, başarılarıyla bizleri gururlandırsınlar” diyor.
Tüm Haberlere Göz Atın