Umut en son ölür!

 ›  Haberler  › ↓ 

Şampiyon Daçka!

EuroCup şampiyonu olarak tarihindeki ilk Avrupa kupasını müzesine götüren Darüşşafaka Basketbol Takımı’nın efsane antrenörü David Blatt, oyun kurucusu Scottie Wilbekin ve takımın Darüşşafakalı oyuncusu Doğuş Özdemiroğlu ile şampiyonluğa giden yolu konuştuk.

Röportaj: Bahar Paykoç & Emin Yiğit Koyuncuoğlu

7Days EuroCup final serisinin ilk maçında deplasmanda mağlup ettiği Rus temsilcisi Lokomotiv Kuban’ı 13 Nisan’da kendi sahasında da 67-59’luk skorla yenen Darüşşafaka Basketbol Takımı EuroCup’ın şampiyonu oldu. Darüşşafaka basketbol tarihinin ilk Avrupa kupası, Darüşşafaka mezunu Doğuş Özdemiroğlu’nun ellerinde yükseldi. Doğuş Grubu’nun destekleriyle 2014 yılında tekrardan 1. Lige yükselen Darüşşafaka Basketbol Takımı, kurduğu iddialı kadrolarla adından söz ettirmeyi başardı ve yükselen çıtasını 2017-2018 sezonunda kazandığı 7DAYS EuroCup şampiyonluğuyla taçlandırdı. Bu şampiyonlukla birlikte Darüşşafaka Basketbol Takımı, 2018-2019 sezonunda Turkish Airlines Euroleague’de mücadele etmeye hak kazandı.

1951 yılında kurulan Darüşşafaka Basketbol Takımı, 1960-1961 ve 1961-1962 sezonlarında Türkiye şampiyonu olmuş ve 1962 yılında Avrupa Kupaları’nda üçüncü tura kalan ilk Türk takımı olarak adını Türk basketbol tarihine yazdırmıştı. Bu sene de tüm Darüşşafaka ailesine büyük bir mutluluk ve gurur yaşatan takımın efsane antrenörü David Blatt, hem sezonun hem de final serisinin en değerli oyuncusu (MVP) seçilen oyun kurucusu Scottie Wilbekin ve takımın Darüşşafakalı oyuncusu Doğuş Özdemiroğlu ile söyleşi yaptık.

David Blatt

David Blatt: “Umut en son ölür”

Sizin ve oyuncularınızın çabaları sayesinde Darüşşafaka Basketbol Takımı bu sene EuroCup Şampiyonu oldu. Bunu nasıl başardınız? Duygularınızı ve Darüşşafaka’ya olan bağlılığınızı nasıl açıklarsınız?

Bence en önemlisi, sezonun daha en başında, bir hedef belirlemeden, mükemmelliğe ulaşmak ve olabileceğimizin en iyisi olmak için birbirimize söz verdik. Her gün yaptığımız şey, olabileceğimizin en iyisi olmayı denemekti ve bu sebeple de gerçekten önemli olanı hiçbir zaman gözden kaçırmadık. Sonuçlar da belirli bir hedefin gerçekleştirilmesinden ziyade daha çok bizim çabamızın ve verdiğimiz söze bağlılığımızın bir yan ürünü olarak geldi. Kupayı kazandığımızda hissettiğim duygular, gerçekten de neyi başardığımızdan çok nasıl başardığımızı bilmenin verdiği gerçek bir memnuniyet ve tatmindi. Bu benim için kupayı kazanmanın doğru yolunu gösteren bir ders gibiydi. Bence böylesine sıcak ve tatmin edici hisler duymamın sebebi buydu.

Sadece Darüşşafaka öğrencileri ve taraftarlarının değil, herkesin sevgi ve saygısını kazandınız. Sizce bunun sebebi ne olabilir?

Öncelikle insanların beni bir insan olarak sevdiğini duymak benim için çok çok güzel ve anlamlı. Ve belki de bu, onlarla içtenlikle kurduğum iletişim ve herkesin beni kucakladığı kadar benim de onları kucaklamamdan dolayı… Bu benim Darüşşafaka ailesiyle yaşadığım deneyimimde en tatmin edici şeylerden biri oldu. Umuyorum ki insanlara bir şekilde katkım olmuştur ve kesinlikle onlar da bana dostlukları, açıklıkları, vermiş oldukları ilham, taşıdıkları ve paylaştığımız değerler bakımından çok şey kattılar. Bu benim için çok çok anlamlıydı.

Eğer umudunuz ve inancınız varsa ve bunun için çalışmaya istekliyseniz o zaman sizin için sınır gökyüzüdür. Hiçbir zaman vazgeçmek için bir sebep yok. Umut her yerde…

EuroCup’ı kazandıktan hemen sonra verdiğiniz bir röportajda, Darüşşafaka Basketbol Takımı’nda masum bir şeyler olduğunu söylediniz. Bunun nedenini biraz açıklayabilir misiniz? Darüşşafaka’da çalışmak hangi yönleriyle diğer deneyimlerinizden farklıydı?

İlk olarak, başlangıçta beklentiler çok da yüksek değildi. Kimse, nereye kadar yükselebileceğimizi bilmiyordu veya özel bir beklenti yoktu. Böyle bir durumda, sonunda elde ettiğimiz sonuç bir sürpriz ve özel bir deneyim oluyor çünkü, gerçekleşmeden önce tahmin edebileceğiniz veya belirli bir hedef olarak tanımlayabileceğiniz bir şey değil. Bu nedenle bence bunun içinde bir masumiyet var. Ayrıca kulüpteki, kulübün çevresindeki ve okuldaki insanlar… Bir basketbol takımı olmak, sadece spordan ve takımın belirli hedeflerinden ibaret değildir. Oyunla olduğu kadar hayatın ta kendisiyle de ilişkili. Bu bence hoş ve masum bir şey. Burada iletişim kurduğum insanlar, benim hissettiğim ve hep bir aradayken hissettiğimiz sıcaklık... Bu benim için çok özgün bir profesyonel deneyim oldu. Kariyerimde daha önce buna benzer bir şey yaşamamıştım. 

Darüşşafaka bu sezon inanılmaz geri dönüşlerle maçlar kazandı ve siz bir röportajınızda “Umut en son ölür” dediniz. Bu hayat felsefeniz mi?

Bu sözü Rusya’dayken öğrenmiştim. Bence bu söz, birçok açıdan Darüşşafaka’daki insanlar ve Darüşşafakalı öğrenciler için de sloganlardan biri olabilir. Eğer umudunuz ve inancınız varsa ve bunun için çalışmaya istekliyseniz o zaman sizin için sınır gökyüzüdür. Hiçbir zaman vazgeçmek için bir sebep yok. Umut her yerde…

Büyük takımları ve büyük oyuncuları çalıştırdınız. Bugüne kadar birçok kupa kazandınız. Blatt’in etkileyici kariyerinin sırrı nedir?

Kendimi her zaman rakiplerinden daha çok çalışmayı isteyen ve asla vazgeçmeyen, pes etmeyen, işler yolunda gitmediğinde kendini kaybetmesine izin vermeyen biri olarak gördüm. Bence bu tür niteliklerin her zaman bana faydası oldu. Özellikle zorluk ve sıkıntılarla başa çıkabilmek, farklı yerler, kültürler ve ortamlarda yaşayabilmek bakımından… Ama en önemlisi sadece açık olmak. Diğer insanlara, fikirlere, kültürlere ve kişiliklere açık olmak… Bunu yapabildiğinizde, insanların içindeki en iyiyi çıkarmanın ve bu insanlara yardım etmek için de kendinizin en iyisine ulaşmanın yolunu bulabilirsiniz. Farklı ülkeler, ortamlar ve kültürlerde büyük başarılar elde etmiş olmam, açık, hoşgörülü ve her türlü insan ve durumla çalışma konusunda istekli biri olmanın önemi hakkında bir şeyler öğrendiğim anlamına geliyor diye düşünüyorum. Bunu yapabildikten sonra, eğer bilgi, tecrübe ve ihtiyacınız olan düzeyde çabaya sahipseniz, o zaman her yerde başarılı olabilirsiniz.

Başarıyı nasıl tanımlarsınız? Bir lider ve öğretmen sizce nasıl olmalı?

Öğretmen bir annenin çocuğu olduğum için şanslıydım. Ondan çok şey öğrendiğime inanıyorum. Ayrıca şanslıydım çünkü, basketbola dair çok şey öğrendiğim muhteşem koçların takımlarında oynadım ve onlarla birlikte çalıştım. Fakat her zaman liderliğin doğuştan gelen bir özellik olduğuna inandım.Bazı insanlar lider olmak için doğuyorlar, bu DNA’larında var... Ama önemli olan, bu özelliği nasıl geliştirdiğiniz. İnsanların sizi takip etmek ve sizin liderliğinizi kabul edip birlikte koşmak, ilerlemek, uçmak istemelerini sağlayacak bir şekilde bu liderliği paylaşmanıza izin veren bir kişiliğiniz var mı? Bu da liderliğin büyük bir parçası. Baskın kişiliklere sahip birçok insan var ama kimse onlarla çalışmak istemiyor. Liderlikte önemli olan, insanların sizi takip etmek istemelerine, sizin liderliğinizi yeni zirvelere taşımaya ve liderliğinizi kendi potansiyellerine ulaşmaları için olumlu bir şekilde kullanmalarına yardımcı olabilmek. Bu benim için, liderliğin gerçek değeri anlamına gelir.

NBA’de, Avrupa’da mücadele eden takımları ve milli takımları yönettiniz. Bir koç olarak en çok hangisinden keyif aldınız?

Her zaman her yerde güzellik ve iyiliğin mevcut olduğunu fark ettim ve gittiğim her yerde bunları arıyorum. Farklı deneyimlerime bir değer biçmek zor. Favorilerim konusunda bir listem yok. Yaşadığım her farklı tecrübeyi ve bulunduğum yerdeki “iyi” olan şeyleri değerli buluyorum. Dolayısıyla, benim için önemli olan, bu kadar farklı kültürlerde ve ortamlarda bulunma ve çok farklı insanlardan bir şeyler öğrenip onlarla bir şeyler paylaşma fırsatına sahip olabilmek. Bunun için minnettarım. Benim için kariyerimdeki en büyük zaferler bunlardır; hangi şampiyonluk, unvan ya da seviyenin en iyi olduğundan ziyade...

Darüşşafaka’da geçirdiğiniz iki yıl hakkında neler söylemek istersiniz?

Her şeyden önce, Türkiye’de yaşamayı çok sevdim. Türk halkı için gerçek ve derin bir sevgi besliyorum. İletişim kurduğum herkesten çok güzel muamele gördüm. Türk kültürü, tarihi ve Türkiye’de işlerin nasıl yürüdüğü hakkında çok şey öğrenebildim. Türkiye ve Darüşşafaka’daki iki yıllık deneyimim harikaydı. Bu iki yılı her zaman hatırlayacağım ve değerini bileceğim.

Taraftarlara ve Darüşşafakalı öğrencilere bir mesaj veya öneriniz var mı? Darüşşafakalı öğrencilerin salondaki varlığı size neler hissettiriyordu?

Öncelikle öğrencilere vermek istediğim mesaj: gerçekten etrafınızdaki harika eğitmenleri dinlemeye devam edin ve onlardan olabileceğinizin en iyisi olmak için dersler çıkartın ve size sundukları liderlikten faydalanın. Öğrencilerin takımı desteklemeye devam etmelerini umuyorum ama sadece maçlarda değil… Sanırım hepiniz biliyorsunuz, ben tüm antrenmanlarımızı bizi izlemek ve burada vakit geçirmek isteyen öğrencilere açtım. Öğrencilere takımın bir parçası olmaya devam etmelerini, bir gözlemci olarak, soru soran kişiler olarak, ya da sadece destekçi olarak işin içinde olmalarını tavsiye ederim. Çünkü bu eğlenceli bir şey ve bir Daçka öğrencisi olarak kolektif deneyiminize bir şeyler daha katıyor. Her öğrencinin ve Darüşşafaka’yla bağı olan herkesin, Darüşşafaka’nın iyi değerlerini, özelliklerini, misyonunu, öğretilerini yükseltmeye ve temsil etmeye devam etmesini diliyorum. Çünkü okul bittikten sonra bu öğrencilerin her biri toplumun bir parçası olacak. Umarım ki çok iyi bir parçası olarak bu toplumu ve ülkeyi daha da iyi bir yer haline getirecekler. Bence herkes bu hedef için çalışmalı.

Darüşşafaka’da yaşadığınız en unutulmaz an hangisi?

Pek çok hatıram ve bende iz bırakan şeyler var ama en iyi hatırladığım şey, öğrencilerin antrenmanlarımıza gelerek etrafta dolaşması, izlemesi ve iyi vakit geçirmesinin beni çok mutlu etmesi… Öğrencilerin grup halinde maçlarımıza gelmesini ve hep beraber tezahürat yapmamızı çok seviyordum çünkü bu benim içimi ısıtıyordu. Okuldaki öğretmenlerle olan etkileşimimi de gerçekten seviyordum. Bu benim için çok değerli, faydalı ve unutulmazdı; öğretmenlerle küçük de olsa bir şeyler paylaşabilmek… Her gün antrenman için okula gelmekten ve orada olmaktan çok keyif aldım.

Darüşşafaka’nın 155 yıllık “eğitimde fırsat eşitliği” misyonu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir ve bu büyük ailenin bir parçası olmak nasıl bir duygu?

Bu geleneğin ve topluluğun küçük de olsa artık bir parçası olduğumu söylemekten gurur duyuyorum. Bu gururu her zaman taşıyacağım. Küçük de olsa, bazı insanlara katkıda bulundum veya ilham verdim; hem çalışanlara hem de öğrencilere. Bu benim için en büyük zafer.

Türk basketbolunun seviyesi ve gelişimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Son birkaç yıldır Türkiye liginin tüm Avrupa’da en güçlü lig olduğunu düşünüyorum. İleride neler olacağını göreceğiz. Yeni kural değişikliğiyle; takımlar kadrolarında 6 yabancı oyuncu yerine 5 yabancı oyuncu bulundurabilecekler. Bu sayede Türk oyuncular daha fazla oynama ve gelişme şansı bulabilecek. Bunun Türk basketboluna nasıl fayda sağlayacağını gözlemlemek ilginç olacak. Umarım olumlu olur. Türkiye’deki koçlara her zaman çok saygı duydum. Avrupa’nın en iyi koçlarından bazıları Türkiye’de çalışıyor. Türkiye’deyken bu durumdan çok büyük keyif aldım.

Bu geleneğin ve topluluğun küçük de olsa artık bir parçası olduğumu söylemekten gurur duyuyorum. Bu gururu her zaman taşıyacağım. Küçük de olsa, bazı insanlara katkıda bulundum veya ilham verdim; hem çalışanlara hem de öğrencilere. Bu benim için en büyük zafer.

Bir röportajınızda, basketbol kariyerinizden sonra diplomat olmak istediğinizi söylemiştiniz. Bunu biraz açıklayabilir misiniz?

Tüm hayatıma ve kariyer yolculuğuma bakarsanız, her zaman farklı yerlerde, farklı insanlarla ve farklı kültürlerde bulunmakla ilgili olduğunu görürsünüz. Basketbol kariyerimi her zaman bir tür elçilik ve farklı dünyalardan insanların bir araya gelip yaklaşması ve fikirlerin paylaşılması için bir fırsat olarak gördüm. Bu konuda çok deneyim kazandım. Bunu gerçekleştirmek isterim.

Sizce spor, farklı kültürlerden insanların arasındaki ilişkilerin ve anlayışın gelişmesine nasıl katkıda bulunuyor?

Bu harika bir soru ve kalbime çok dokunan bir konu. Spor; siyasi, coğrafi ve hatta ideolojik farklılıklardan önce geldiğinde; iletişim kurma ve birbiriyle ideolojiler, milliyetler veya belirli bir grubun mensubu olarak değil de insan olarak konuşabilme becerisinin eksikliğine sebep olan engelleri yıkmış oluyorsunuz. Spor, insanların iletişim kurmasını engelleyen bariyerleri yıkar. Kendimi her zaman sınırları, kıtaları, ülkeleri aşabilen ve spor vasıtasıyla insanlara ulaşabilen, iletişim kurabilen, onları anlayabilen ve insanları birbirine daha iyi bağlayabilen biri olarak görmemin sebeplerinden biri bu. Benim için mükemmel bir araç. 

Euroleague’de oynanacak Darüşşafaka-Olympiakos maçı için ne söylemek istersiniz?

Mutlaka karşılaşacağız. Türkiye’ye ve Darüşşafaka’ya geri dönmek ve tanıdığım, sevdiğim insanların yüzlerini görmek için sabırsızlanıyorum. Harika olacak. Çalıştığım birçok insanla hala iletişim halindeyim. Dostluklar sona ermiyor, her zaman kalıcılar.

Doğuş Özdemiroğlu

Doğuş Özdemiroğlu: “Çalışan en sonunda kazanacak”

Darüşşafaka Basketbol Takımı’nın tek Darüşşafaka mezunu oyuncusu olarak takımın tarihindeki ilk Avrupa Kupası’nı kazanmasına katkıda bulundun. Özellikle Bayern Münih maçında takıma verdiğin enerji çok değerliydi. Senin açından sezon nasıl geçti, nasıl değerlendirirsin bu tarihi sezonu?

Birincisi Darüşşafaka’yla böyle bir şeyi başarmak benim için çok daha gurur verici çünkü ben Darüşşafaka adı altında herhangi bir başarı yakaladığım zaman, spor olabilir veya başka bir konuda olabilir, çok gurur duyuyorum. Ve bunu Avrupa Kupası’nı yani basketbolda en üst düzey 2. kupayı kazanarak başarmak benim için çok daha önemliydi. Çünkü bir Darüşşafakalının bu takımda olması başarıdaki anlamı Darüşşafaka için daha da arttırıyor. Bayern Münih maçına gelecek olursak, o maçta işler istediğimiz gibi gitmiyordu ilk yarı. Bir şeyleri değiştirmemiz gerektiğinin farkındaydık takım olarak. Soyunma odasında da bunu konuşmuştuk. David Blatt bana şans verdi ikinci yarıda. Takımın ihtiyacı olan enerjiyi verebileceğimi düşündü. Ben de elimden geleni yaptım. İlk ateşi yaktım diyebilirim. Sonra zaten gerekeni de takım halinde tek yumruk olarak yaptık.

İlk yarıda takım tutuktu, enerji düşüktü. Sen girince bambaşka bir havaya büründü.

İlk maçın ilk iki çeyreğinde istediklerimizi sahaya yansıtamadık ama ikinci yarıda arkamıza aldığımız o rüzgar ve bence orada başlayan, bizim yaktığımız ateş ikinci maça da yansıdı. İkinci maçta da onlar ilk yarıda daha iyiydi ve yine öndelerdi ama biz bir şekilde onlara maçı ne kadar kazanmak istediğimizin ve buna inandığımızın mesajını vermiştik. Sonuç olarak maçın son çeyreğinde demoralize oldular ve kaybettiler ki Bayern Münih turnuvanın favori takımlarından biriydi.

Bir Darüşşafakalı olarak takımda yer almak ve EuroCup’ı kucaklamak sana neler hissettirdi?

Bir kere ben antrenörümüz David Blatt’e de teşekkür ediyorum çünkü takımın toplandığı ilk gün ilk antrenmanda takıma Darüşşafaka’nın ne olduğunu, Darüşşafakalı öğrencilere nasıl davranmaları gerektiğini anlatmıştı. O ilk toplantıdan sonra bütün oyuncular, ne zaman Darüşşafakalılar antrenmanımızı izlemeye veya maçtan sonra yanımıza gelse öğrencilere sürekli ilgi gösterdiler.

Oyuncuların hepsi Darüşşafaka’yı tanıyorlar mıydı?

Evet hepsi. Türklerin çoğu zaten önceden de duymuştu Darüşşafaka’nın misyonunu. Buraya geldiklerinde daha iyi anlıyorlardı ama yabancı oyuncular da ilk günden itibaren antrenörün katkısıyla öğrenmişlerdi. Ben de okuldan gelen bir oyuncu olduğum için bana da birçok soru soruyorlardı Darüşşafaka’yla ilgili. Onlara elimden geldiğince anlatıyordum. Onlar da bu maneviyatı, Darüşşafaka olarak kazanmanın ne kadar özel olduğunu anlamışlardı. Bence bütün oyuncuların farkında olması önemliydi. Ne kadar çok kişiye ulaşırsak bizim için o kadar iyi.

Hem Darüşşafaka’yı hem de Darüşşafaka Basketbol Takımı’nı yurt içinde ve dışında temsil etmek nasıl bir duygu?

Darüşşafaka’yı nerede temsil etsek hep en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyoruz. Bu sadece benim için değil Darüşşafaka’dan mezun olmuş ya da Darüşşafaka’da öğrenci olan herkes için ilk kuraldır. Okulumuzu ve kurumumuzu en iyi şekilde temsil edip daha çok bağışçıya ulaşarak daha çok çocuğun hayatını nitelikli eğitimle değiştirmek hepimizin amacı. Biz şanslıyız. Çünkü ben de Darüşşafaka’yla beraber inanılmaz bir değişim yaşadım.

Seni Darüşşafaka’ya kim yönlendirmişti?

Ayvalık’taki bir hocam televizyonda görmüştü Darüşşafaka’yı ve beni bilgilendirmişti. Kafamda soru işaretleri vardı; nasıl olacak, nasıl yapacağım diye ama sınava çalışmıştım ve sınavı kazanınca da hemen geldim. Buraya geldiğim ilk gün kafamdaki tüm soruları unutmuştum. Darüşşafakalıların ve öğrencilerin desteği hakkında ne düşünüyorsun, senin için itici bir güç oluyor mu parkede? İlk kez profesyonel A takımına ben lise üçte okurken çıkmıştım. 17 yaşındaydım. İlk maçımı Büyükçekmece’ye karşı burada Ayhan Şahenk’te oynamıştım. O maçta da ilk yarıda gerideydik. İkinci periyodun bitmesine 4,5 dakika kala girmiştim oyuna. Her şeyiyle çok özel bir maçtı benim için. Hem ilk maçımdı hem de çok iyi oynamıştım. Orhun Ağabey (Orhun Ene) bana orada bir şans tanımıştı. O zaman tribünler zaten benim hep arkadaşlarımla doluydu. Ben A takımına çıkmadan önce hep birlikte tribünden bağırıyorduk maçlarda. Kendi tribün grubumuzu oluşturmuştuk. Ben tribünden de geldiğim için ekstra bir destek görüyordum parkede. Arkadaşlarımı ve tüm destekleyenleri tribünde görünce heyecanım daha da artmıştı ama iyi yönde bir heyecandı bu. Onları orada görmek, onların bana inandıklarını hissetmek… Desteklerini hiçbir zaman esirgemediler. Sürekli arkamdalardı. Onlarla beraber iyi bir rüzgar yakalamıştım ilk maçta. O maçtan sonra zaten daha fazla insan gelmeye başlamıştı.

Senin için Blatt ile çalışmak nasıl bir deneyimdi? Sana neler kattığını düşünüyorsun? Senin içindeki en iyinin ortaya çıkmasına sebep oldu mu?

Çok özel bir antrenör bir kere. Bunu kesinlikle söyleyebilirim. Çünkü ilk olarak daha önce hiç görmediğim bir sistemi vardı Blatt’in. Antrenman sistemi, antrenman programı… Bence hepsi çok farklıydı ve diğer sistemlere göre daha kolaydı. Kolay ama sade çalışıyorduk. Basketbol oynarken savunma ve hücumda hep detay olurdu ama kalan her şey sadeydi. Sade derken mesela antrenman saatlerimiz azdı, maçlardan önce otelde kalmıyorduk iç sahadaki maçlarımızda. Yaz antrenmanlarında mesela önceden normalde biz koşu yapardık futbol sahasında. Blatt ile yazın hiç koşmadık. Daha farklı bir kondisyon yüklemesi yapıyorduk. Salonda olurdu bütün çalışmalarımız ve yüklemelerimiz. Demek istediğim fark bu aslında. Basketbol anlamında da savunma sistemi çok farklıydı diğerlerine göre. Hücumda da keza sürekli yeni bir şey deniyorduk. Bazen bu yenilikleri yakalamakta, öğrenmekte çok zorlanıyorduk takım olarak. Bir şekilde herkesin en iyi halini buluyordu koç. Kimin ne zaman nerede nasıl yapacağını çok iyi biliyordu. Kişisel olarak bu sene en iyi halimdi diyemem çünkü daha fazla süre bulduğum zaman en iyi halimin çıkacağını düşünüyorum. Geçen seneye baktığımız zaman belirli dönemlerde oynadım ama yine de yeterli süre alamadım. Açıkçası hem yerli hem yabancı rotasyonumuz çok iyiydi. Bu da istediğim kadar süre alamamamda bir etkendi fakat Blatt’le çalışma kısmı çok iyiydi. Benim için hayatıma yön verecek bir deneyim oldu. Ondan çok şey öğrendim. Hep pozitif kalmaya çalışan bir insandı en zor durumda bile.

Senin gittiğin yoldan gitmek isteyen Daçkalılara neler önerirsin?

Mutlaka çok zorluklar olacak. Benim en çok zorlandığım kısım okul ve basketbolu bir arada götürebilmek olmuştu. Ben kendimden fedakarlık ettim. Mesela yaz tatillerinde bile sürekli burada antrenman yapıyordum. Benim yaz tatilim 2-3 hafta olurdu. Kışın da çok geç saatlere kadar kalabiliyordum. Hem okula gidiyordum sabahleyin erken kalkıp hem de dersçıkışları antrenmana geliyordum. Sınav olduğu zaman sabahlara kadar çalışıyordum. O dönemler beni çok zorlamıştı. Bu zorlu süreçte de en büyük destekçim hem öğretmenlerim hem arkadaşlarım oldu. Özellikle arkadaşlarım bana çok destek olmuşlardı bu konuda. Kaçırdığım dersler ve sınavlar olduğunda beni ekstra çalıştırırlardı. Hocalarım da kaçırdığım konuları yakalamamda bana destek oluyorlardı.

Basketbola nasıl yöneldin?

Benim basketbolla hiç alakam yoktu buraya gelene kadar. Futbolu çok seviyordum. Futbol oynayanları görünce imreniyordum hatta. Bu yüzden aklımda hiç basketbol yoktu. Bizim orada Ayvalık’ta da herkes futbol oynar. Okula ilk geldiğim zaman beni İrfan Hoca karşılamıştı. Tanışma günü gibi bir gündü. İrfan Hoca, ben lise 2’deyken ayrılmıştı ama o zamana kadar olan süreçte yeri bende çok farklıdır. Nerede nasıl yapmam gerektiğini, yaptığım yanlışları ve doğruları her zaman söylerdi. Benim yaşam koçum gibiydi. Hala da görüşürüm kendisiyle. İrfan Hoca, bir gün bana gelip boyumun yaşıtlarıma göre daha uzun olduğunu söyledi ve ‘basketbol oynar mısın?’ diye sordu. Ben de ‘hocam basketbol istemiyorum, futbol oynamak istiyorum’ demiştim. Bunun üzerine İrfan Hoca ‘sen yine de gel bir bak, eğer beğenmezsen gidersin’ demişti. O süreçte yeni tanıştığım arkadaşlarım vardı; Arda ve Doğu. Onlar da ‘hadi birlikte gidelim, bir bakalım’ demişlerdi. Sonra o takımla ilk antrenmanımıza çıktık. O gün girdiğimiz okul takımında 10 sene birlikte oynadık. Türkiye ikincisi olduk ve birçok şampiyonaya gittik.

Darüşşafaka’da yaşadığın unutulmaz bir anını paylaşır mısın?

Darüşşafaka’da ben beşinci sınıftayken yine okul basketbol takımıyla İlkokullar Türkiye Şampiyonası’nda finale çıkmıştık. Finalde de BİLFEN Koleji’yle oynuyorduk. Grup maçında bizi 20 sayı farkla yenmişlerdi. Onlar gruptan birinci, biz ikinci çıkmıştık. Finalde 2 sayıyla öne geçtik. 6-7 saniye kala onlar üçlük attılar ve öne geçtiler. Biz de son şutu atamamış ve maçı kaybetmiştik. Onlar, Türkiye şampiyonu biz ikincisi olmuştuk. Üzücü bir andı takım için fakat biz o kadar çok çalışıyorduk ki, 4. sınıfta iskeletini oluşturduğumuz takım bir sene sonra Türkiye finali oynamıştı. O takımdan birkaç arkadaşım da basketbolda ilerledi fakat bu seviyede mücadele eden bir tek ben kaldım.

Türk basketbolunun bugünkü durumu ve gelişimi hakkında ne düşünüyorsun?

Genel olarak Milli Takım’dan bahsedecek olursak Milli Takım şu an bir değişim sürecinde. Takım ve ekip gençleşiyor. Şu an mesela takımda oynayanların çoğu bizim jenerasyonumuzdan. Bu geçiş sürecini aştıktan ve takım birbiriyle oynamaya alıştıktan sonra başarının geleceğine inanıyorum. Bu sene yabancı sayısını da bir kişi azalttılar. Takım başına 6 yabancıdan 5 yabancıya düştü. Bu değişimin de bizim jenerasyonun gelişiminde çok büyük bir avantaj olacağına inanıyorum. Çünkü sadece benim değil diğer arkadaşlarımın da aldığı süreler artacaktır. Şimdi Türk oyuncular daha yüksek özgüvenle oynayacaklar. Bu da Milli Takım’ın başarısına kesinlikle yansıyacaktır.

Ligde en beğendiğin oyuncu kim oldu bu sezon?

Scottie Wilbekin! Şimdi kendisi Milli Takım’da da oynamaya başladı. Adaptasyon sürecini atlattıktan sonra takıma çok faydalı olacaktır. Wilbekin da artık Darüşşafaka ailesinden biri...

Kısa ve uzun vadeli hayallerini, hedeflerini öğrenebilir miyiz?

Bu sene ilk olarak hedefim Darüşşafaka formasıyla Euroleague’de oynayan, süre alan bir oyuncu olmak. Euroleague’de tüm takımlar birbiriyle oynayacak. David Blatt’i de görmüş olacağız tekrardan. İleriye dönük hedefim de bunu sürekliliğe yaymak. Euroleague’de her sene düzenli olarak oynayan bir oyuncu olmak istiyorum.

Darüşşafakalı öğrencilere bir mesajın var mı?

Onları çok seviyorum. Elimden geldiğince onlarla birlikte olmaya çalışıyorum boş zamanlarımda. Onlara da tavsiyem her zaman çalışmaya devam etmeleri. Çalışan en sonunda kazanacak bir şekilde. Vazgeçmeden çalışsınlar.

Scottie Wilbekin

ScottIe WIlbekin: “Bu ailenin bir parçası olmak benim için şüphesiz bir onurdur”

Darüşşafaka Basketbol Takımı, EuroCup’ın Şampiyonu olarak tarihinde ilk kez bir Avrupa kupası kazandı ve siz hem EuroCup 2017-2018 sezonunun hem de finallerin en değerli oyuncusu (MVP) seçildiniz. Bu sezonki üstün performansınızın sırrı nedir?

Öncelikle, bana Darüşşafaka Cemiyeti’ne röportaj verme şansı tanıyan herkese teşekkür ederim. Dürüst olmak gerekirse hiçbir sırrım yok. Sadece yaz ayları boyunca oyunumu geliştirmek için sıkı çalışıyorum. Liglerin oynanmadığı yaz dönemleri oyuncular için çok önemlidir çünkü bu süreçte çok fazla boş vaktimiz oluyor ve bu kendimizi geliştirmemiz için harika bir fırsat.

Darüşşafaka Basketbol Takımı’nın EuroCup’ı kazanmasında en önemli katkıyı yapan oyuncuydunuz. Bununla ilgili duygularınızı ve Darüşşafaka’ya olan bağlılığınızı nasıl açıklarsınız?

Daçka’nın her zaman kalbimde bir yeri olacak. Bana Avrupa basketbolunda yüksek seviyelerde oynama şansı verdikleri için minnettarım, bu benim hayatımda bir ilk oldu. Ayrıca, hem ben hem tüm takımımız Darüşşafaka öğrencileriyle özel bir ilişki kurduk. Öğrenciler bizi hep destekledi ve birçok antrenmanımıza da geldiler. Çocuklarla, özellikle de Darüşşafakalı çocuklarla bir şeyler paylaşmak benim için muhteşem bir his.

Darüşşafaka’ya geldiğim ilk günden beri Darüşşafakalı öğrencileri gerçekten çok sevdim. Öğrencilerin davranışları, bize verdikleri destek ve aynı zamanda kimlikleri beni motive etti.

EuroCup’ı kazandığınızda nasıl hissettiniz?

Kendimi harika ve rahatlamış hissettim çünkü sonunda hedefimize ulaştık. Ayrıca bu, kariyerimde şu ana kadar elde ettiğim en büyük başarı oldu.

Darüşşafaka’da oynamak ve David Blatt’le çalışmak, hayatınıza, kariyerinize ve karakterinize nasıl katkı sağladı?

Bir oyuncu olarak gelişmemi ve daha profesyonel olmamı sağladı. David Blatt muhteşem bir koç ve parke dışında da harika bir insan. Çevresindeki herkesle ilgilenir ve herkese çok iyi ve kibar davranır.

David Blatt Darüşşafaka öğrencileriyle yaptığı bir söyleşide, “Oyuncularımdan mükemmel performans değil mükemmel çaba bekliyorum” demişti. Bu sözü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evet, bu David Blatt’in bize sürekli söylediği bir söz. Ben de kendisine katılıyorum. Her zaman en iyi oyunumuzu oynayamayabiliriz fakat profesyonel oyuncular olarak daima takımımıza verebileceğimizin en iyisini vermeliyiz.

Türk vatandaşlığına geçtiniz ve yakında Milli Takımımızın formasını giyeceksiniz. Türk Milli Takımı için oynayacak olmakla ilgili duygularınızı öğrenebilir miyiz?

Milli Takım için oynayacak olmaktan dolayı çok heyecanlıyım. Bu harika bir fırsat ve bunun parçası olmaktan dolayı çok mutluyum. Türkiye’yi ve İstanbul’u çok seviyorum ve bu ülke için oynamak benim için bir onurdur.

Sizce bir insanın basketbolda ve genel olarak hayatta üst düzey çaba ve performans göstermesi için ihtiyacı olan nedir?

Açıkçası çalışmaktan başka hiçbir şeye ihtiyaçları yok. Sadece çalışmak…

Kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Dürüst olmak gerekirse yok. Her zaman kendimi geliştirmek için sıkı çalışırım. Darüşşafaka taraftarlarına ne söylemek istersiniz? Darüşşafaka öğrencilerinin Ayhan Şahenk Spor Salonu ve Volkswagen Arena’da maçları takip etmeleri size nasıl hissettirdi? Taraftarlar ve öğrenciler harikaydı. Bizi her zaman desteklediler ve onların önünde oynamak bizler için müthiş bir motivasyondu.

Darüşşafakalı öğrencilerin eğitimini desteklemek için Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışta bulundunuz. Bağış yapmaya nasıl karar verdiniz?

Darüşşafaka’ya geldiğim ilk günden beri Darüşşafakalı öğrencileri gerçekten çok sevdim. Öğrencilerin davranışları, bize verdikleri destek ve aynı zamanda kimlikleri beni motive etti.

Darüşşafaka’nın 155 yıldır sürdürdüğü “eğitimde fırsat eşitliği” misyonu hakkında ne düşünüyorsunuz ve bu ailenin bir parçası olmak nasıl bir duygu?

“Eğitimde fırsat eşitliği”, çok özel ve saygıdeğer bir misyon. Bu misyonun her organizasyona örnek olması gerektiğini düşünüyorum. Bu ailenin bir parçası olmak benim için şüphesiz bir onurdur.

Türk basketbolunun seviyesi ve gelişimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence Türk basketbolu Avrupa ligleri içerisinde en yüksek seviyeye sahip ve her geçen gün daha da gelişiyor.

EuroCup’ı kazandıktan sonra David Blatt bir röportajında, “Umut en son ölür” dedi. Bu söz hakkında ne düşünüyorsunuz? Hedefe ulaşmada umudun önemi ve rolünü nasıl açıklarsınız?

David Blatt’le yine hemfikirim. Biz bazı takımlara karşı çift sayılarla geriye düştüğümüz anlarda bile hiçbir zaman umudumuzu kaybetmedik ve kupayı kazandık.

Darüşşafaka Basketbol Takımı, Tekfen’le sahalarda

Darüşşafaka Basketbol Takımı, 2018-2019 sezonunda yoluna 62 yıllık geçmişiyle Türkiye’nin köklü gruplarından Tekfen Holding’in ana sponsorluğuyla devam ediyor. Geçtiğimiz sezon Doğuş Grubu’nun desteğiyle EuroCup Şampiyonu olan Darüşşafaka Basketbol, yeni sezonda “Darüşşafaka Tekfen” adıyla mücadele edecek. Darüşşafaka Spor Kulübü ile Tekfen Holding arasında yapılan iş birliğine ilişkin Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Gigin, “Tekfen olarak bu iş birliğinden onur ve gurur duyuyoruz. Kurum değerleri yüksek, insani ve vicdani değerleri sağlam ve yıllardır bunlardan ödün vermeden gelişen iki kurum aynı amaç için bir araya geliyor.” dedi. DSK Başkanı Ümit Başkırt ise, “EuroCup şampiyonu olarak EuroLeague’a katılmaya hak kazanan takımımızın bu yılki bütçesi Tekfen desteğiyle takımımızın tüm ihtiyaçlarını karşılayacak seviyeye geldi. Seyir zevki yüksek bir basketbolu sahaya taşıyacak bir takım kurduk” diye konuştu. Başantrenör Ahmet Çakı’nın yönetiminde yeni zaferlere koşmaya hazırlanan Darüşşafaka Tekfen’e başarılar dileriz. 2013’ten beri Doğuş Grubu’nun desteğiyle mücadele eden Darüşşafaka Basketbol Takımı, 2014’te Türkiye Basketbol 2. Ligi Şampiyonu olarak Süper Lig’e yükseldi. 2015-2016 ve 2016-2017 sezonlarında EuroLeague’de mücadele etti ve 2017’de Playoff turuna katılma başarısını gösterdi. 2018’de ise EuroCup Şampiyonu olarak tarihindeki ilk Avrupa kupasını müzemize getirdi.

Tüm Haberlere Göz Atın