Neşe Erberk: “Darüşşafaka her şeyden öte iyi insan yetiştiriyor"

 ›  Haberler  › ↓ 
nese erberk_23012013_5.jpg

Sedat Erberk, 1934 yılında İstanbul’da doğdu. Sekiz yaşında babasını kaybetti. 1945 yılında girdiği Darüşşafaka’dan 1951 yılında mezun oldu. Ardından Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nü bitirdi. Yüksek lisansını da mimarlık alanında yapan Erberk, kendi mimarlık ofisini açtı. Pek çok mimarlık yarışmasında dereceye girdi, Bursa’da Celal Bayar Kütüphanesi, Çanakkale Çan’da Fatma Bodur Camii gibi pek çok esere hayat verdi. Yüksek mimar Erberk’in diğer bir tutkusu ise Darüşşafaka yıllarında başladığı basketboldu. Darüşşafaka’da basketbolun atağa geçtiği yıllarda okuyan Erberk, üniversite yıllarında da Darüşşafaka Basketbol Takımı’nda oynamayı sürdürdü. Darüşşafaka Basketbol Takımı’nın Türkiye Şampiyonluğu’na uzanan yolculuğuna 9 numaralı yeşil-siyah formasıyla o da eşlik etti. Sedat Erberk, basketbol tutkunlarının gönlünde özel bir yer edinirken yıllar sonra kızı Neşe Erberk ise tüm Türkiye’nin gönlünde taht kurdu. 1983 yılında Türkiye Güzeli seçilen Neşe Erberk,1984 yılında da Avrupa Güzellik Yarışması’nda birincilik tacını ülkemize getirdi. Kurduğu model ve oyunculuk ajansıyla kaliteli işlere imza atan Neşe Erberk, 2001 yılında gönlünde yatan başka bir projesini hayata geçirerek “Joy Full House” adı altında bir anaokulu açtı ve bunu on yıl içinde anaokulu zincirine dönüştürdü. Darüşşafakalı Sedat Erberk’in hayatının izini sürmek için eşi Gülşen Erberk ve kızı Neşe Erberk ile bir araya geldik.
 
nese erberk_23012013_1.jpgnese erberk_23012013_2.jpg

 
Gülşen Hanım, öncelikle Sedat Bey’le nasıl tanıştığınızı bize anlatır mısınız?
Işık Lisesi’ni bitirdikten sonra Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne misafir öğrenci olarak girdim, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Atölyesi’nde resim yapmaya başladım. Okul kantininde beyim ve görümcemle tanıştım. İkisini karı-koca zannetmiştim. Sedat,
mimarlık bölümünde son sınıf öğrencisiydi. Daha sonra beni sinemaya davet etti. Bu ahbaplığımız iki sene sonra nişana dönüştü, çünkü benim yüzümden son sınıfta
olmasına rağmen bir türlü akademiyi bitiremiyordu. İki sene nişanlılığın ardından 1962 yılında evlendik. 
 
Sedat Bey, Darüşşafaka’ya nasıl başladığının öyküsünü sizinle paylaştı mı?
Sedat, 1934 İstanbul doğumlu idi. Sekiz yaşındayken babasını kaybediyor. 1945 yılında Darüşşafaka sınavına giriyor ve kazanıyor. Üç kardeştiler… Sedat’ın küçük kardeşi de Darüşşafaka sınavına girmiş ama o kazanamamış. Kız kardeşi de girmek istemiş ama o yıllar Darüşşafaka, kız öğrencileri almadığı için girememiş. Sedat, orta ve liseyi Darüşşafaka’da okuyor ve 1951’de mezun oluyor. Ardından da Güzel Sanatlar Akademisi’nde mimarlık eğitimi alıyor. Yüksek lisansını da mimarlık alanında yaptı. Mezuniyetten sonra kendi mimarlık bürosunu açtı. Pek çok mimarlık yarışmasında dereceler aldı. Bursa’daki Celal Bayar Kütüphanesi, Çanakkale Çan’da Fatma Bodur Camii onun eserleridir. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde hocalık da yaptı. Hatta Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal da onun öğrencilerindendir. Vefatından iki yıl önce ise Obitaş’ta genel müdür olarak çalışıyordu. İyi ki eşim Darüşşafaka’da okumuş.
 
Aynı zamanda basketbolcuydu…
Evet… Basketbola Darüşşafaka’da başlıyor. Üniversite yıllarında da
oynamayı sürdürdü. Darüşşafaka Basketbol Takımı’nın kaptanıydı.  Avrupa’ya turnuvalara gidiyordu. Sedat ile tanışana kadar Darüşşafaka Basketbol Takımı’nın ismini dahi duymamıştım ama onunla tanıştıktan sonra hiçbir maçı kaçırmaz oldum. Hatta Darüşşafaka kazanınca gidip Eyüp Sultan’da horoz kesmişliğim bile oldu. 
 
nese erberk_23012013_6.jpgNeşe Hanım, siz babanızı nasıl hatırlıyorsunuz? Sizin kişiliğinizin oluşmasındaki rolü nedir?
Babam, sevgisini çok fazla belli etmezdi. Aslında çocukluğumda kucağından inmezdim ama 13-14 yaşlarına geldiğimde daha mesafeli, daha disiplin uygulayan bir baba
haline geldi. O yaşlarda bu kadar disiplinli olmasına bozulurdum ama şimdi hele de çocuk sahibi olduktan sonra ne kadar doğru davrandığını anlıyorum. Babamın hep kuralları vardı ve o kuralların dışına asla çıkmazdı. Yemek yemeyi çok severdi.  Bütün ailenin yemek masasında buluşması babam için çok önemliydi. Babam tüm ananeleri yaşatırdı. Örneğin; bayramlarda aile ziyaretlerini çok önemserdi. Bir de seyahat etmeyi çok severdi. Biz hep tatile birkaç aile birlikte giderdik. Unutamadığım bir tatil anısını da paylaşmak isterim. Yıl 1975, Kıbrıs Harekâtı… Biz, yine birkaç aileyle Şile’deyiz. Tüm annelerin, akşam
olunca lambaları mor bir kâğıtla kapladığını hatırlıyorum, çünkü karartma vardı.
 
Darüşşafaka yıllarını nasıl anlatırdı?
Babam Darüşşafakalı olmaktan gurur duyardı. Onun için yeşil-siyah çok önemli renklerdi. O renkte atkısı, kazağı vardı. Basketbol forması 9 numaraydı, hâlâ saklarız. Darüşşafaka’nın yeşili, babamın en sevdiği renkti. Çok disiplinli bir
insandı. Her zaman ağabeyim ile bana Darüşşafaka’da nasıl bir disiplinle büyüdüğünü anlatır, bizim de öyle büyümemizi isterdi. Çok kadim arkadaşları vardı Darüşşafakalı... Mesela Kerem Ağabey (Uluç) ile sınıf arkadaşıydılar. Bir araya geldiklerinde bizim evde sadece Darüşşafaka konuşulurdu. Her sene Darüşşafaka’nın pilav gününe giderdik.
 
Avrupa Güzellik Yarışması’ndan döndüğünüzde babanız sizi nasıl karşılamıştı?
İnanılmaz gururlanmıştı. O gururu, Türkiye Güzellik Yarışması’nda da görmüştüm babamda… Babam disiplinli ve kuralcı olduğu için asla böyle şeylere izin veremeyecek biriydi ama başarıyı görünce o da gururlanmıştı. Hatta aile meclislerinde toplanıldığında gururla bahsederdi. İtiraf etmek gerekirse o yıllar bu tür yarışmaların önemini anlayacak durumda değildim. Annem, “katıl” diyordu, ben de katılıyordum, “gidip kazan yarışmayı” diyordu, gidip kazanıyordum. Resmen böyle bir ruh halindeydim ve bir görevi yerine getiriyormuşum gibi davranıyordum. Çünkü o yıllar voleybol oynuyordum ve spor benim için çok daha önemliydi. Beni voleybola başlatan da babamdı, Profilo’ya yazdırmıştı. Voleybol bana çok keyifli ve iyi gelmişti. Ben de kızlarımı erken yaşta spora başlattım. Şu an görüyorum ki spor her bireyin hayatında olması gerekir, çünkü insana hem fiziksel hem de ruhsal katkısı var.  Babamın sadece Darüşşafaka’da okumasının değil, basketbol oynamasının da ona disiplin, takım ruhu, paylaşım ruhu kazandırdığını ve bunu bize yansıttığını düşünüyorum. Bu nedenle babamın spor hayatı bize de yansıdı. Ağabeyim de uzun yıllar basketbol oynadı. Ben iki yıl Profilo, bir yıl da Eczacıbaşı’nda maçlara katıldım. Bunun yanı sıra babam mimar olduğu için sanata, estetiğe yatkındı. İkimizin de mimar olmasını istiyordu. Öyle ki yaz tatillerinde ofisine götürüp bize çizim yaptırırdı. Ağabeyimin gitar çalmasını da babam teşvik etmişti. Babamın o ruhu bana da geçmiş. Şu an 24 anaokulum var. Her birinin yapım aşamasında bulunmaktan keyif aldım.
 
nese erberk_23012013_4.jpgBabanızı ne zaman kaybettiniz?
1986 yılında… Babam üçüncü astım krizinde vefat etti. Anneannem ve dedemin ameliyatlarında bulunmak üzere Amerika’ya gitmiştim. O sırada babamın astım krizi geçirmesi bana inanılmaz bir haksızlık gibi gelmişti. Çok gençti, 52 yaşındaydı ve son derece sağlıklıydı. Astım problemini ise son bir yıldır yaşıyordu. Üniversiteyi yeni bitirmiştim. Babam benim mezuniyetimi gördü ama iş hayatına geçişimi ve torunlarını ne yazık ki göremedi. Tek üzüntüm çok erken yaşta onu kaybetmek. Arzu
ederdim ki benim iş hayatına atıldığımı, evlendiğimi, çocuk sahibi olduğumu da görsün…
 
Anaokullarınızın yanı sıra bir de ilkokul yaptırma projeniz olduğunu duyduk.Doğru mudur?
Evet, eğitim sektöründe 10. yılım... 10’u İstanbul, 14’ü şehir dışında olmak üzere toplam 24
anaokulum var. Bunun devamı olarak çocuklarımızın ilk dört yılı da bizde okuyacakları bir ilkokul yaptırıyorum. Okulumuz Etiler’de olacak. Projeler çizildi. Amacım Eylül 2013’te başlamak. Hayalim kendi kızlarıma yetiştirmekti, maalesef mekân bulamadığım için yetiştiremedim. Geçen yıl mekânı buldum ve hemen projeyi başlattık.
 
Eğitim alanını seçmenizin özel bir nedeni var mı?
İş hayatına 24 yıl önce atıldım. O zaman da ajans ve anaokulu açma konusunda arada kalmıştım. Fakat o yaşlarda okul açmak inandırıcı olmayacaktı. İşletme eğitimi ile mankenlik tecrübelerimi birleştirip ajans açtım. Kızlarıma hamile kalınca da ikinci hayalimi
gerçekleştirmenin vakti geldiğine karar verdim.
 
Erberk Model ve Oyunculuk Ajansı çalışmalarına devam ediyor. Siz ilgileniyor musunuz?
Hayır, ağabeyim devam ediyor, ben hiç ilgilenmiyorum. Üç yıl hem ajans hem anaokulunu birlikte yürüttükten sonra tamamen anaokuluna yönelmeye karar verdim. Bu alanda da 10 yılı tamamlamak üzereyim.
 
nese erberk_23012013_3.jpgDarüşşafaka size ne ifade ediyor?
Çok takdir ettiğim bir kurum. Bu tür kurumların vizyonları ve misyonlarıyla birçok adım atılıyor, hayatlar değişiyor.  Babam da buna bir örnek bence… Eğitim alanında çalıştığım için Darüşşafaka’nın eğitimsel boyutuna daha yakın hissediyorum. Topluma katkılarını daha iyi anlıyorum. Babasından yoksun olanlara kucak açıp, iyi bir eğitim vermesi çok ulvi bir davranış. Annesini kaybetmiş çocukları da kabul etmeye başlamasından da ayrıca memnuniyet duydum. Özellikle eğitim sektörüne girdikten sonra hep bunu sorgulamaya başlamıştım: “Darüşşafaka, neden sadece babasını kaybeden çocukları alıyor?” diye... Çünkü annelerini kaybeden çocukların, Darüşşafaka gibi bir kuruma daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Neyse ki Darüşşafaka da bu konuda güzel bir adım attı ve annesi vefat etmiş çocukları da kabul etmeye başladı. Ayrıca birkaç kez Darüşşafaka’nın kampüsünü ziyaret ettim, hatta birkaç yıl öğrencilerimiz için Darüşşafaka’nın yüzme havuzlarını kullandık. Ne kadar donanımlı bir kampüsü olduğunu gördüm. 150 yıldır eğitim için çalışan Darüşşafaka’nın destekçisiyim. Keşke Türkiye’deki diğer şehirlere de yayılabilse… Çünkü ülkemizde eğitime yönelik yapılacak daha çok iş var. Bir eğitimci olarak Darüşşafaka’nın daha da gelişmesini, sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin her yerinde okullar açmasını ve ihtiyacı olan her çocuğa el atmasını diliyorum, çünkü Darüşşafaka her şeyden öte iyi insan yetiştiriyor.
Tüm Haberlere Göz Atın