Darüşşafaka Mardin’in Bilge Köyü’ndeydi

 ›  Haberler  › ↓ 

​Uzaklarda bir köy… Mardin’in Bilge Köyü… Eğer 44 kişinin öldürüldüğü o korkunç katliama sahne olmasaydı belki de hiçbirimizin ömrümüzün sonuna kadar adını bile duymayacağımız köy… Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyeleri Nazlı Ardak ve Mukaddes Tüm işte o köye gittiler.Bu ziyaretin sebebi,  her ulusal çapta faciadan sonra üstüne düşen görevi yerine getirmekten asla çekinmeyen Darüşşafaka Cemiyeti’nin kimsesiz kalan çocukları Darüşşafaka’da parasız okutma arzusunu iletmekti. Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Yıldırım Cemiyetin bu arzusunu açıklamış, gazetelere de yansımıştı.



Nazlı Ardak’ın izlenimlerini aşağıda aktarıyoruz:

“Orada yaşayan çocuklara nasıl yardım eli uzatabiliriz diye kalkıp bu köye gittik. Köye gitmeden önce, Mardin’de bize yardımcı olan kişiler aracılığıyla vali yardımcısına ulaştık ve köy muhtarı Abdurrahman Çelebi’ye görüşme talebimizi ilettik. Talebimize olumlu yanıt aldık.

30 Mayıs 2009 tarihinde sabah  Mardin’e gittik, öğleden sonra Bilge Köyü’ndeydik.

Köyde şu anda yaşayan sadece üç kadın kalmış, hayatta kalmayı başarabilmiş birkaç tane erkek var. Köyün esas nüfusunu yaşları küçük çocuklar oluşturuyor.

Bizi çok sıcak karşıladılar. Öğlen yemeği yemeyip bizleri beklemişler ve uzaktan bizleri görür görmez, “Yemek hazırlattık, haydi yemeğe” diyerek hepsi birden ayaklandılar. Yoğun ısrarlar sonucu, kendimizi upuzun tahta masaların karşılıklı iki yanına dizilmiş sandalyelerde bulduk.

Menü: Tavuk suyuna pirinç pilavı ve haşlama tavuk.

Yan tarafımızdaki çocuklar da aynı şekilde sandalyelere dizilmiş, önlerindeki servislerin içinden kimi eliyle, kimi sıkıca kavradığı kaşığıyla, iştahlı bir şekilde yemek yiyorlardı.”



Nazlı Ardak, çocukların durumunun yardıma ihtiyaç duyduklarını gösterdiğini belirtiyor ve devam ediyor.

Her çocuk kendi ailesinden kaç kişinin öldüğünü anlatıyordu. Sanki bu konuda aralarında gizli bir yarış var gibiydi. Ardında da hangi televizyon kanalında çıkacaklarını soruyorlardı. Basının reyting yapma uğruna bu çocuklara ne kadar zarar verdiklerini gördük.



Köy muhtarı Abdurrahman Çelebi’yle uzun uzun konuştuk. Onlara Darüşşafaka’yı anlattık.  Eğer gönderirlerse bu çocuklara yardımcı olabileceğimizi, onları çok iyi şartlarda okutacağımızı anlattık. Abdurrahman Çelebi’nin sıklıkla tekrarladığı bir şey vardı, “Benden önce amcaları karar verecek,” diyordu. O da göndermek istemiyormuş,  “2-3 çocuğun boğazını doyuramadım, İstanbul’a yaban ellere çocuğu gönderdim dedirtmem” diye ısrar ediyormuş.

Hem annesini hem de babasını kaybetmiş 10 yaşındaki çocuklardan bir tanesine “İstanbul’a gelmek ister misin?” diye sordum. Ağlamaklı oldu. Gelmek istemediğini söyledi. Bir an düşündüm de hem annesini hem babasını kaybetmiş küçücük bir çocuğu, olayların sıcaklığı buram buram tüterken, alıp okula getirmek, onu kardeşlerinden de ayırmak ne derece doğru olur?

Köy muhtarına en son olarak şunları söyledik. “Arkadan bir sürü babasız çocuk yetişiyor, bugün olmazsa yarın, bu sene olmazsa seneye, gönderin çocukları. Darüşşafaka 146 yıldır var. Bu gibi çocuklar için varız. Biz hep oradayız. Her zaman yardıma hazırız.



Köyden  ayrılırken çocuklar coşkuyla el sallıyorlardı... Çocuk işte, yine de hepsinin yüzünde, hüzünlü de olsa gülümseme eksik değildi."

Darüşşafaka’nın kapısı, Bilge Köyü’nde kimsesiz kalmış çocuklarımıza her zaman açıktır.

Tüm Haberlere Göz Atın