Bir kardeşlik yolculuğu

 ›  Haberler  › ↓ 

Bir Darüşşafaka geleneği: Mali inceleme....

27 Mayıs’ta 20 ilde düzenlenen Darüşşafaka giriş sınavında başarılı olarak asil ve yedek listelere giren toplam 170 öğrencinin, 25-28 Haziran tarihleri arasında rehberlik görüşmeleri ile sağlık kontrolleri yapıldı. Şimdi ise Darüşşafakalılar ve dostları, sağlık kontrolünden geçen öğrencilerin ev ziyaretlerini gerçekleştiriyor. Ziyaret ettikleri evlerden kimi hüzün, kimi yokluk, kimi yoksunluk kokan ama hep umut dolu hikâyelerle geri dönen Darüşşafaka dostları tarafından hazırlanan raporların değerlendirilmesi neticesinde, bu yıl Darüşşafaka’da okumaya hak kazanan 120 çocuk belirlenecek. Türkiye’nin dört bir köşesinde sınavı kazanan adayların mali durumlarını tespit etmek, aileleriyle tanışmak amacıyla yollara düşen Darüşşafakalılar, rapor ve izlenimleri paylaşmaya başladı. Şimdi Konya, Karaman, Kayseri (Talas), Yozgat (Çayıralan), Tokat, Amasya ve Çorum’dan (Osmancık’ın Kızıltepe Köyü) bu yıl sınavda başarılı olan sekiz adayın ev ziyaretlerini gerçekleştiren A. Ümit Kıvman (DŞ’73), Fikret Eyüpoğlu (DŞ’74) ve Beşir Özmen’in (DŞ’74) kaleminden ekonomik durum tespit izlenimlerine kulak veriyoruz.

Hasan Hüseyin Öner, A. Ümit Kıvman ve Beşir Özmen...

Aşağıda anlatacaklarımız Darüşşafakalı üç kardeşin İstanbul’dan başlayıp Konya, Karaman, Kayseri (Talas), Yozgat (Çayıralan), Tokat, Amasya ve Çorum’dan (Osmancık’ın Kızıltepe Köyü) bu yıl sınavda başarılı olan sekiz adayın evlerine yaptığımız ziyaretlerin kısa öyküsüdür. Bir kaç yıldır Nevşehir, Niğde, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Çankırı ve Kırıkkale ve ilçelerini kapsayan yolculuğumuz bu yıl Konya, Karaman ve Kayseri’ye Yozgat’a da ulaştı. İstanbul-Kocaeli-Sakarya-Bolu-Ankara-Konya-Karaman-Niğde-Kayseri-Yozgat-Tokat-Amasya-Çorum-Çankırı-Bolu-Sakarya-Kocaeli-İstanbul yolculuğumuz 11 Temmuz Çarşamba günü saat 14.00 civarında İstanbul’dan başladı, 14 Temmuz Cumartesi akşamı saat 23.00 civarında İstanbul’a vardığımızda 2550 km yol yapmıştık. Darüşşafaka’nın 150. Kuruluş Yıldönümünü kutlayacağımız 2013 yılında ziyaret edeceğimiz şehirlerin artmasını diliyoruz.

Ziyaretlerimizin ilk günü: Konya, Karaman

Akşamı, Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti ve Anadolu Mevleviliğinin merkezi Konya’da geçirmek üzere, kendi arabamızla 14.00 dolaylarında İstanbul’dan yola çıktık.  Mevlana’nın “Gel, ne olursan ol yine gel“ çağrısına, Darüşşafaka sınavını kazanan yeni kardeşlerimizin aile görüşmeleri ve mali durum araştırmalarını yapmak üzere uyduk. Ankara-Konya yolu boyunca TORKU’nun, yola paralel olarak yaptığı ağaçlandırma bize Konya’ya kadar eşlik etti. Orta Anadolu bozkırının monoton sarılığının yeşil renk ile kırılması bize umuda yolculuk gibi geldi. Konya’ya vardığımızda saat yaklaşık 23.00 dolaylarında idi. Geceyi, 65-73 döneminden Konya’da yaşayan Hasan Hüseyin Öner kardeşimizin Gençlik Spor Müdürlüğü Konya Sosyal tesislerinde bizim için ayırttığı odalarda geçirdikten sonra sabah kahvaltısında gene Hasan Hüseyin Öner’in misafiri olduk. Güne Konya Meram bağlarında bulunan asırlık çınar ağaçları ile dolu Trafik Parkındaki kahvaltı ile başladık.  

Cihat Canpolat'ın evinde...

Cihat-Emirhan-Salih-Cennet Canpolat...

Kahvaltıdan sonra ilk uğrağımız yeni tüzük değişikliğinden yararlanarak okula girme hakkı kazanan bir kardeşimizin ailesinin evi idi; Cihat Canpolat’ın annesi Zuhal Hanım vefat etmişti, dört kardeştiler, babası Salih Canpolat eşinin ölümünden sonra Cennet Hanım ile evlenmişti. Cihat kardeşimizin babası televizyonlarda Darüşşafaka Eğitim Kurumlarının tanıtımlarını gördüklerini, fakat gördüklerinin kendisine sanki gerçek değil gibi geldiğini, ancak okulu ziyaret edince, Darüşşafaka’yı tanıtımından daha güzel bulduğunu, inanamadığını ve “Darüşşafaka’nın gerçekten rüya gibi” olduğunu belirtti. Ayrıca yemeğin kendisi için kutsal olduğunu, Okulu ziyareti sırasında, Okulun yemekhanesinde, hiç ayrımcılık olmadan, büyük, küçük, öğretmen, yönetici, misafirin aynı yemeği paylaştığını, herkesin yemek için sırada beklediğini görmesinin kendisini çok mutlu ettiğini söyledi.

Sağlık kontrolü için Darüşşafaka'ya gelen Cihat (sağda), oyun parkında keyifli saatler geçirdi. Kendisi gibi sağlık kontrolüne gelen Batuhan Aysan ile birlikte...

Cihat’ın kardeşi Emirhan 6. sınıfta ve bu sene takdir getirmiş. Cihat için getirdiğimiz Darüşşafaka logolu tişört ve şapkadan ona da verdik, çok mutlu oldu. Cihat’ın babası inşaatlarda kalıpçı ustası olarak çalışıyor, düzenli bir işi yok yaklaşık 50-60 TL gündelikle, iş olduğu zaman çalışıyor. Bizzat kendisinin yaptığı evde ailecek oturuyorlar ancak yapılan ev ruhsatsız olduğundan belediye geçen sene ceza kesmiş. Cihat ve Emirhan, bizi arabaya kadar uğurluyorlar. Biz de kendilerine babalarının, inşaat kalıpçı ustası olarak onları buraya kadar getirdiğini, kendilerinin de inşallah iyi bir eğitimi sürdürerek, babalarının işini bir kademe yükselterek inşaat mühendisi olmalarını ve ailelerini gururlandıracak eserler yaratmalarını dileyerek, arkamızda bir Darüşşafakalı ve bir fahri Darüşşafakalı kardeş bırakarak ikinci durağımız olarak Konya’nın Ilgın ilçesine yöneliyoruz.

A. Ümit Kıvman-Beşir Özmen-Hasan Hüseyin Öner- Fikret Eyüpoğlu ve Halil İbrahim İlhan...

Ilgın’a doğru yola çıkmadan hep beraber Konya’da Türkiye İş Bankası Yeni Toptancılar Sitesi Şubesi Müdürü Halil İbrahim İlhan (DŞ’93)kardeşimize uğrayıp bir çayını içip sohbet ediyoruz. 

Seyid Ali Turhan'ın evinde...

 Seyit Ali ve Özlem Turhan...

Ilgın ilçesindeki kardeşimiz ismi Seyid Ali Turhan, babasını 1,5 yaşında kaybetmiş. Annesi Özlem Turhan,  Seyit Ali’nin Darüşşafaka’da okuyarak ailesine ve ülkesine yararlı bir birey olarak yetişmesi konusunda çok hevesli ve oğlunu teşvik ediyor. Seyid Ali’nin İstanbul Halkalı’da öğretmen olan teyzesi, Seyid Ali daha 3-4 yaşında iken, onun Darüşşafaka’ya girmesini aileye önermiş. Seyid Ali’nin rahmetli babası mesleğini öğretmen olarak sürdüren bir fizik mühendisi imiş. Özlem Hanım oğlunun Darüşşafaka’ya gitmesi için danıştığı 100 kişiden en az 95’inin kendisini bu konuda teşvik ettiğini ve cesaretlendirdiğini söylüyor.  Seyid Ali’nin 11 tane civcivi varmış, 10 tanesini kediler kapmış, kalan bir taneyi de muhabbet kuşunun kafesine koymuş. Muhabbet kuşu ve civciv, aynı kafeste, kardeş gibi bir arada geçiniyorlar. Muhabbet kuşu, civciv gibi ses çıkarıyor, civciv ise muhabbet kuşu gibi tünekten tüneğe zıplıyor. Evin içerisindeki sosyal uyum kafese de yansımış.  Seyid Ali’ye, isterse,  muhabbet kuşuna konuşma öğretebileceğini, içinde “ş” harfi bulunan paşa, başak, başar, kaşar, kardeşim, koş, Beşiktaş, canım gibi sözcüklerin sürekli tekrarlanması halinde, muhabbet kuşunun bunları kolaylıkla ezberleyip söyleyebileceğini söylüyoruz. Yanıt anında geliyor ”Ama,  “canım”ın içerisinde ‘ş’ harfi yok ki.”  Hızlı ve doğru tespiti ve bunu cesaretle seslendirmesi hoşumuza gidiyor.

Seyit Ali’nin muhabbet kuşu ve civcivi...

Batuhan Aysan'ın evinde...

Ilgın’dan sonraki durağımız Karaman. Türkçe’nin Anadolu’da resmi dil olarak kullanıldığı ilk yer. Her yerde kayısılar; Konya, Ilgın, Karaman her yerde yanakları kızarmış kayısı meyveleri, o kadar bol ki, ağaçlar ancak dallarının altına konan destekler ile bunları taşıyabiliyor. Her yerde insana keyif veren bir bereket. 

Batuhan ve Fadim Aysan...

Giriş sınavını kazanan Karamandaki kardeşimiz Batuhan Aysan’ın annesi oğlunun Darüşşafaka’ya gitmesi konusunda çok zor karar verdiğini,” Babası zaten yok, annesinden de ayrılırsa çocuğunun psikolojisinin bozulabileceğinden endişe ettiğini” ancak Batuhan’ın Darüşşafaka’da okumak için çok istekli olduğunu, nerdeyse tek başına Batuhan’ın kendisini Darüşşafakaya gitme konusunda ikna ettiğini söylüyor. Batuhan’ın, Darüşşafaka tanıtım CD sindeki görüntüleri defalarca kendisine izlettirdiğini ve annesinin kendisini, böyle her şeyi ile özel bir okulda mı okutmak istediğini, yoksa yörelerindeki sıradan bir okulda mı okutmak istediği” sorusunu sorduğunu ve kendisini ikna edinceye kadar bu sorudan vaz geçmediğini söylüyor. Ailede genel olarak eğitim ve okuma geleneği var; Batuhan en büyük ablası üniversitede eğitimini devam ettiriyor, küçük ablası ise bu sene üniversite sınavlarına girmiş. Aile, Darüşşafaka’yı ilk önce İstanbul’da yaşayan, heykeltıraş olan ve kızı 2007 yılında Darüşşafaka sınavına giren teyzeden duymuş. Batuhan, okulun gerçek halini tanıtım CD’sinden daha çok beğendiğini, Darüşşafaka’yı küçük bir okul olmadığı için çok sevdiğini ayrıca basketbol oynamayı çok sevdiğini söylüyor. TÜBİTAK Bilim Çocuk dergisine abone olan Batuhan, bilimle uğraşmayı sevdiğini, bilim adamı olmak istediğini egsoz gazını önleme, küresel ısınmaya karşı tedbirler geliştirme projelerinde çalışmak istediğini belirtiyor. Batuhan’ın,  keman sesini çok sevdiğini, bu sesin kendisine huzur verdiğini ayrıca kemanın zor bir çalgı olduğu ve kendisinin de zor işleri yapmayı sevdiği için keman çalmaya hevesli olduğunu söylerken gözleri bir değişik ve hoş parlıyor. Okulda, İngilizce ile beraber en zor lisan hangisi ise onu öğreneceğini çünkü kendisinin zorlukları sevdiğini söylerken hayata direnç isteği yaşının üstüne çıkıyor.

İkinci gün: Kayseri,  Yozgat, Tokat, Amasya, Çorum...

Seyahatimizin ikinci günü yaklaşık saat 8.30 da başlayan mesai, Konya, Ilgın ve Karaman’ın ardından gece 24.00 dolaylarında Kayseri Erciyes eteklerinde Emniyet Genel Müdürlüğünün Sosyal Tesisleri'nde sona eriyor. Gece geç geldiğimizden fark etmemiştik ama sabahleyin bütün güzelliği ve ihtişamı ile Erciyes Dağı, üzerinde, temmuz ayı ortalarında hâlâ görünen karlarıyla bize "günaydın" dedi. Erciyes Dağı ile zirvesi arasında aramızda ancak bir adet yerleşim birimi kalmıştı. Bozkırın sıcağından sonra yüreğimize güzel bir serinlik veriyor Erciyes. Kahvaltıdan sonra, kaldığımız yere oldukça yakın mesafede bulunan ve Sude Şevval Karasu kardeşimizin yaşadığı Kayserinin Talas ilçesine yöneliyoruz.

Sude Şevval Karasu'nun evinde...

Gülşen-Sude Şevval- Ahmet Okan Karasu...

Sude Şevval Karasu kardeşimizin uzman çavuş olan babası 2006 yılında kalp krizinden vefat etmiş. Sude’nin kendinden bir iki yaş büyük ağabeyi Ahmet Okan yaşının üzerinde bir olgunlukla bizle ilgileniyor.  Annesi Gülşen hanımın dediğine göre Sude inatçı ve kararlı,  et yemekten de hoşlanmıyor ancak futbol oynamaktan çok hoşlanıyor. Bu ivmesini devam ettirirse okul futbol takımını zorlayan ilk kız olarak okul tarihinde yerini alabilir. Annesi çocuklarının babalarının vefatından etkilenmemeleri için elinden geleni yaptığını diğer yandan babalarını unutmamaları için bayramlarda, karne alındığında mutlaka babalarının kabrini ziyaret ettiklerini, çocukların artık bununla yaşamayı öğrendiğini söylüyor. Sude’nin annesi Gülşen Hanım Darüşşafaka’ya gidince çok heyecanlandığını, tüm çocukların gözünde kendisini derinden etkileyen bir ışık gördüğünü, tarif edemeyeceği görünmez bir bağın tüm çocukları birbirine bağladığını, kendisinin bundan çok etkilendiğini ve artık kendi çocuğunun da bu bağın bir parçası olduğu için çok mutlu olduğunu belirtiyor. Veda ederek ayrılıyoruz.

Hurşit Kartaloğlu'nun evinde...

Birsen-Hurşit-Mustafa Metin Kartaloğlu ve küçük akrabaları...

Talas’tan Yozgat’ın en küçük ve ulaşılması en zor ilçelerinden biri olan Çayıralan’a doğru,  giriş sınavını kazanan Hurşit Kartaloğlu ve ailesi ile tanışmak üzere hareket ediyoruz. Hurşit Kartaloğlu kardeşimizin annesi trafik kazasında vefat etmiş. Baba Mustafa Metin Kartaloğlu tekrar evlenmiş ve ilçedeki babaanneye ait tuhafiye dükkanında çalışıyor. Hurşit, Cemiyetimizin yaptığı yeni tüzük değişikliğinden yararlanarak sınava girme hakkı kazanan kardeşlerimizden. Hurşit okula gitmeden okuma yazmayı kendi kendine öğrenmiş, rahmetli dedesi ilçede milli eğitim müdürlüğü yapmış. Ailede istanbulda yaşayan, savcılık yapmış bir enişte var. Hurşit’in ablası da İstanbul’da halasının yanında lise eğitimine devam ediyor. Baba Darüşşafaka’yı “Eğitimli insanlardan aldığım bilgiye göre çok iyi bir okul” olarak tanımlıyor.

Mustafa Ergün Uzamış’ın evinde...

Çayıralan ilçesinden sonra Tokat merkezde yaşayan kardeşimiz Mustafa Ergün Uzamış’ı ziyarete gidiyoruz. Mustafa Ergün beden öğretmeni olan babasını 2009 yılında beyin kanaması nedeni ile kaybetmiş.  Vefat eden babanın ataması yapılmamış olduğundan ailenin babadan dolayı bir maaşı yok. Mustafa’nın annesi Mine Hanım bir hastanenin çağrı merkezinde çalışıyor.  Mustafa, kardeşi Zeynep ve annesi Mine Hanım, babaannesi ve dedesi ile birlikte aynı kiralık evde oturuyor. Dedesi halen Tokat Ticaret Meslek lisesinde öğretmenlik görevini sürdürüyor. Mustafa’nın İstanbul’da işe başlayarak, Kağıthane semtine yeni taşınan bir amcası var ve Mustafa amcasını çok seviyor.

Özlem-Zeynep- İsmail-Mustafa Ergün Uzamış...

Dede, torununun İstanbul’a yatılı okula gitmesine ilk aşamada olumsuz olarak baktığını ancak daha sonra vefat eden oğlunun çocuğunun gelişimini engellediği için kendinden hesap soracağını düşünerek, torununun böyle güzel bir okulda eğitilmesine karşı çıkmadığını belirtiyor. Mustafa’nın annesi Mine Hanım, yaşadıkları acıları ilk önce sadece kendilerinin yaşadıklarını düşünerek çaresizleştiklerini, ancak Darüşşafaka’ya gidince, kendisi gibi bir sürü insanın daha bu acıları yaşadıklarını ancak bu acıların Darüşşafaka Eğitim Kurumları vasıtası ile nasıl umuda dönüştüğünü görerek hayata bakışlarının cesaretlendiğini belirtiyor.

Ali Karaca'nın evinde...

 Ali Karaca, dedesi ve annesi Rabiya Karaca...

Mustafa kardeşimiz ve ailesine veda ederek Amasya ‘ya doğru hareket ediyoruz. Gece saat 23.00 civarlarında, Osmanlı şehzadelerinin, sultanlık stajlarını yaptığı Amasya’ya gelip, geceyi geçireceğimiz Turizm Meslek Lisesi Uygulama Oteline yerleşiyoruz. Uzun yıllardan sonra üç arkadaş olarak aynı odada birbirimizden rahatsız olmayarak keyifle uyumak ve keyifle uyanmak güzel oluyor. Sabah olunca erkenden Ali Karaca kardeşimizin Amasya’da kale yakınlarındaki evine gidiyoruz. Mahallede Amasya İl özel idaresi restorasyon çalışması başlatmış. Tarihi yaşatmaya çalışıyorlar. Daracık sokaklara araba girmiyor. Arabamızı bir kenarda bıraktıktan sonra yürüyerek Ali Karaca kardeşimizin evine ulaşıyoruz. Ali babasını 2008 yılında meydana gelen bir trafik kazası sonucu kaybetmiş. Ev, şu anda emekli olan, çalışırken de inşaatlarda soğuk demircilik yapmış olan dedeye ait. Karacalar, hep beraber daracık sokakların bir göz oda bir küçük sofa ama huzurlu evinde yaşıyorlar. Biz gelmeden bir gün önce sünnet olan Ali uykulu ama gene de kocaman akıllı gözleri ile bizleri karşılıyor. Bir ablası Siirt’te öğretmenliğe yeni başlamış, zorlukla ve zevkle kutsal görevini yapmaya çalışıyor. Diğer ablası Marmara Üniversitesi Sağlık Yöneticiliği Bölümü’nde 4. sınıfa geçmiş. Ali’nin ailesinde Darüşşafakalılık var zaten. Darüşşafaka mezunu psikolog Ender Karaca,  vefat eden baba Nurullah Karaca’nın kuzeni. Darüşşafaka Eğitim Kurumlarından sınav daveti gelince Ali’nin öğretmeninin çok ısrarcı olduğunu, “Ali’yi buralarda harcamayalım yolunu açalım, sınava mutlaka sokalım” diye kendilerini teşvik ettiğini söylüyor anne.  Ayrıca akrabaları olan ve kendisi de Darüşşafaka mezunu olan Ender ile konuştuktan sonra bütün kuşkularının dağılarak Ali’yi seve seve Darüşşafaka’ya sınavına kayıt ettirdiğini söylüyor. Anne Rabia hanım’ın oğlunun geleceği ile ilgili soru maratonu ortaya çok güzel ve detaylı bir açıklama ve anlaşma zemini hazırlıyor.  Ali’ye Darüşafaka logolu tişörtünü ve şapkasını giydirdikten sonra aileye veda edip Osmancık ilçesine doğru hareket ediyoruz.

Buğra Çakır'ın evinde...

Adem Buğra Çakır ve ikizi Havva Buse Çakır...
Çorum’un Osmancık ilçesi Türkiyenin önemli çeltik üretim alanlarından biri. Burada Darüşşafaka sınavını kazanan Buğra Çakır ile tanışmaya gidiyoruz. Buğra’nın annesi Sıdıka Çakır vefat etmiş, babaları Ramazan Bey, annenin vefatının arkasından çocuklarının bakımı ile ilgilenememiş. Buğra’nın ve kardeşinin velayetlerini dedeleri almış. Buğra’nın ikiz kız kardeşi de var. İkisi de sınava girmişler ancak kız kardeşi sınavı kazanamamış. Buğra ile birlikte kendisine de Darüşşafaka logolu tişört ve şapkayı verince çok sevindi. Bize kendi bahçelerinde yetişen dutlardan yaptıkları dut pekmezini, kendi yaptıkları sıcak bazlama ile ikram ettiler. Son yıllarda yediğimiz en güzel pekmezdi.

 Osmancık Kızıltepe Köyünde Leylek Yuvası...

Buğra ve kız kardeşi bahçelerinde bir ağacın üzerine yuva kurmuş ve artık aileden saydıkları leyleğin hikayesini anlattılar. Bu ağaça her sene ilkbaharda iki leylek geliyormuş, bir müddet sonra yumurtlayıp iki yavru yetiştirerek dört leylek olarak sonbaharda göç yollarına çıkıyorlarmış, seneye bir çift olarak tekrar geri dönüyorlarmış. Yıllardan beri gidip gelen bu leylek ailesini de kendi ailelerinden sayıyorlar artık Buğra ve kardeşi. Osmancık ve Tosya arasında araba yolunun geçtiği vadi Kızılırmak boyunca sağlı, sollu çeltik tarlaları ile dolu, arazi hafif sulak ve batak olduğundan belki de Türkiyede en fazla leyleği bir arada göreceğiniz bir yer. Her ağacın tepesinde, her direğin üstünde bir leylek yuvası. Yeni kardeşimize ve ailesine veda edip Gerede üzerinden otobana bağlanıp, gönülden isteyen, hak eden, koşulları uyan her çocuğa sıcak şefkat yuvası olmuş ve olacak Darüşşafaka’nın bulunduğu İstanbul’a hareket etmek üzere yola çıkıyoruz.

25-28 Haziran tarihleri arasında rehberlik görüşmesi ve sağlık kontrolü için Darüşşafaka'ya gelen Seyit Ali Turhan, Buğra Çakır, Batuhan Aysan bir arada...

 

Tüm Haberlere Göz Atın