Klas Hamal’dan kalplere dokunan bağış

Mehmet Ateş bir hamal. Hayatını, yük taşıyarak kazanıyor. Kandıra’da herkes onu "Hamal Ateş" diye biliyor. Bir adı olduğunu, geçen ay Darüşşafaka’ya yaptığı bağışla öğrendiler. Mehmet Ateş’in yüreğinden kopan basit bir bağış değil, kanat çırptıkça büyüyecek bir iyilik projesi sanki…

Ortaokul ikinci sınıfa kadar zor okumuş, sonra kendini yokluğun, yoksulluğun ve geçim derdinin tam ortasında bulmuş. "Kader" dememiş, boş durmamış, yıllarca çalışmış, çalışmış ama aklını da bedenini de eğitmiş, taşıdığı her yükten ders çıkarmış. Yüzlerce kilonun altına girerek kazandığı ekmek parası, gün gelmiş içine dert olmuş. "Neden" demiş, "İnsanlar için daha faydalı olmuyorum?" Hani derler ya, kafası farklı çalışıyor, işte tam öyle bir insan Mehmet Ateş… Mahallenin "Ateş abisi", kendi ifadesiyle "Ateş Holding"in sahibi… "Beşinci nesil kıdemli hamal" dediği üç öğrenci arkadaşıyla, tuğla taşıyarak kazandıkları bir günlük yevmiyeyi –toplam 220 TL- Darüşşafaka’ya bağışlayınca çıktı hikayesi ortaya. Türkiye onu konuşmaya başladı. İstanbul’un yanı başındaki güzel Kandıra’da fısıldadığı şarkı, binlerce kilometre öteden duyuldu bir sabah. Dev şirketlerin milyonlar harcadığı sosyal sorumluluk projelerinin belki de en anlamlısını tek başına gerçekleştiren Mehmet Ateş, bunu neden yapıyor biliyor musunuz? Köyün en son evinde kurduğu küçücük hayatına mana ve bu koca dünyaya daha çok iyilik gelsin diye… 
Sizi Kandıralı Klas Hamal Mehmet Ateş’le yaptığımız röportajla baş başa bırakıyoruz.

Sizi tanıyabilir miyiz? Nerelisiniz, Kandıra’ya nasıl geldiniz, hamallığa nasıl başladınız?

Sivaslıyım, 1972 doğumluyum. Ailem ben 4 yaşındayken Kandıra’ya göçmüş. Babam Kandıra Belediyesi’nde Su İşleri’nden emekli oldu. Üç kardeşiz, bir kardeşim inşaat ustası, diğeri bir fabrikada çalışıyor. Babamı 10 yıl önce kaybettik, annem de geçen yıl sizlere ömür. Kandıra’nın Kışla Köyü’nde babamdan kalan evde yalnız yaşıyorum. Tahsilim orta ikiden terk. Çünkü okulun ne olduğunu anlayacak kapasitede değildim o yaşlarda. Annem, babam okula yolluyordu ama adresim belli olsun, sokaklarda gezmeyeyim diye… Okumak ne demek, okuyan insan ne olur bilgimiz yoktu. Üç kardeş de ortaokulu bitiremedik. Okulu bıraktım, askere kadar simit sattım, ayakkabı boyadım. Askerden geldim boştayım, iş yok güç yok. Bir arkadaşım "Gel tuğla indirelim" dedi. Öyle başladım, 25 yıldır devam ediyorum.

Zor bir iş hamallık değil mi, güç istiyor, dikkat istiyor…

Hamallık bir sanat. Herkes yapamaz. Yanlış indirirsen ölüm riski var, beni bir kamyon tuğlanın kovaladığını bilirim. Yanlış indirdim, hepsi üzerime yıkıldı. Kaçmasam altında kalıyordum. Sonra sonra öğrendim, incelikler geliştirdim. Un, çimento, ev eşyası, yem ne olursa taşırım. Kuyu kazılacak, bahçe temizlenecek, eski ev yıkılacak, çatı sökülecek, inşaat kaba temizliği yapılacak beni çağırırlar. İş ayırmam, giderim.  Kartım var, bak şöyle yazıyor; "Legal ve güç gerektiren her türlü hamaliye işleri itinayla yapılır". 

Seviyor musunuz mesleğinizi?

Sevmeden yapılmaz ki… Bedenimin zekatı olsun dedim, başladım. Sağlıklı bedenin zekatı. Sağlığın anlamını iyi bilirim, bisikletten düştüm, omzum kırıldı, bir ay çalışamadım. Halkımız hamalı cahil, bilgisiz, sadece sırtında yük taşıyan insanlar gibi görür. Ben kendime ne diyorum; Klas Hamal…

Ne demek Klas Hamal? 

İşini güzel yapan manasında. Bir insan ne yapıyorsa, işinin incesini, gerisini bilecek. Tuğla nasıl dizilir bilmezsen, altında kalırsın işte. Hamallıkta kıdem vardır, ev eşyası mesela, ev taşıyan yeni adama göre biraz daha fazla para alır. Ev eşyası indirirken önemli, kırmayacaksın, dökmeyeceksin, usulüne uygun indirip çıkaracaksın, yem çuvalı değil ki bu…

Bağış fikri nereden geldi, ne düşündünüz ki böyle bir işe girdiniz?

Bu dünyada nasıl yaşadıysan öyle anılırsın. Ben derim ki; ya boş insansın ya hoş insan. Kendimi kimseye zarar vermemeye çalışan biri olarak görüyorum. Zararı olmayanın faydası olmalı. Neysem oyum. Allah sağlık sıhhat verirse bu işi 15 sene daha yapabilirim. Önümdeki büyüklerimi görüyorum çünkü. 35 yaşımdan sonra paranın, hayatın ne olduğun anladım. Geçen sene düşündüm taşındım; "Niye yaşıyorum, topluma faydam olsun, ne yapabilirim" dedim. Hayır kurumlarına bağış yapmak geldi aklıma. Ayda bir gün bir yere bağış yapayım, çorbada tuzum bulunsun, dedim. Toplandık benim gibi düşünen arkadaşlarla. İnternetten bir bakalım, 12 tane hayır kurumu belirleyelim dedik, her ay bir tane. Yazdık kağıtlara, kura çektik. Her ay için bir kurum. Sonra gün belirliyoruz yine kura çekerek, hangi tarih çıkarsa… O gün kazandığımız yevmiyeyi o kuruma bağışlıyoruz. Bu yıl Ocak ayında bir yerel yardım derneğine, Şubat ayında Bursa Kanserle Savaş Derneği’ne, Mart’ta Mehmetçik Vakfı’na, Nisan’da Darüşşafaka’ya, Mayıs’ta Yeşilay’a bağışladık. Haziran’da Çocuk Esirgeme Kurumu çıktı kuradan. Bu yılın sonunda 12 tane kuruma bağış yapmış olacağız. Kuraları çektikten sonra fark ettim, Haytap’ı unutmuşum, çok üzüldüm. Seneye onu da programımıza alacağız.

Günlük kazancınızın tamamını mı bağışlıyorsunuz, bir kısmını mı? Nasıl ayarlıyorsunuz?

Yok yok tamamını. O gün ne gelirse. Hiç gelmedi ama bin lira gelse bin lira yani… Darüşşafaka gününde 220 lira kazandık mesela. Keşke daha çok olsaydı. Ama nasipte bu varmış demek. Öğrencilerin eğitimine gitti o da, çok önemli. Görevimizi yaptık, keşke herkes yapsa…

Amacınız ne peki, ne yapmak istersiniz?

Türk insanı iyidir. İçi iyidir. Önemli olan onu ateşleyebilmek… Benim açımdan yani hamal Ateş açısından baktığımda, hayatıma bir anlam geldi diyorum. Ama etrafıma baktığımda, dünya iyi bir yer olsun istiyorum. İşte iyilik böyle yayılsın, dünya böyle 
böyle kurtulsun…  

Yaptığınız bağış çok anlamlı, herkes bunun farkına varır mı sizce? 

Bakın ben fakirlik ne demek, zenginlik ne demek çok iyi biliyorum. Fakirlik, minibüse verecek 1 liran olmadığı için 5 kilometre tabana kuvvet yürümek demek. Akşam eve bir tane ekmek götürememek demek. İlkokulda çocuklar teneffüste simit alırken, sıraya geçemeyip onları kenardan gözlemek demek… Ama biliyor musun, ben şu anda Kandıra’nın en zengin insanıyım. Sağlıklıysan, gücün kuvvetin yerindeyse, kimseye muhtaç değilsen, kazanıp yiyebiliyorsan bir de başkasına faydalıysan senden zengini yok!

Darüşşafaka bağışçılarla büyüyen, okuyacak çocuklara hizmet eden bir kurum. Kandıralı bir hamal kime örnek olur bilmem. Ama benim gücüm bu kadara yetti 220 lira bağışladım. Beni gören biraz daha fazla bağışlasa, dünyaya iyilik daha çabuk gelir…

İnsanların size bakışı değişti mi?

Kandıra’da beni tanırlar ama şimdi yolda durup "Ateş abi nasılsın" diyorlar.  Halimi hatırımı soruyorlar. Değişmekse bu yani… Bilirler beni, çocuklarını yanıma yollarlar. Bilir çünkü, Ateş abisiyle takılırsa sigara içmez, harama bulaşmaz. Hayatı öğretiyorum onlara. 14 yaşında bir erkek çocuk, 50 kiloyu taşıması lazım. O yükün altında ezilsinler ki okumanın kıymetini bilsinler. Okumazlarsa son ihtimal hamal olurlar, bilsinler işte. 

Kimlerle çalışıyorsunuz?

Öğrenci grubum var. Harçlıklarını kazanmak için yanıma gelirler, işi öğretirim. Şimdi yanımdaki 5’inci nesil. Yetiştiriyorum onları, hamallık yapan hayatta her işi yapar. 


Ateş Holding’in 5’inci nesil üyeleri

Onlar, Ateş ağabeylerinin öğrencileri. Her biri küçük yaşlarda başlamış hamallığa. İşin inceliğini, hangi yükü nasıl indireceklerini, nerede duracaklarını, nereye yığacaklarını öğrenmişler. Bakmışlar para kazanıyorlar, seve seve devam etmişler. Hafta sonları, yaz-kış ya da okul çıkışı kamyonların üstünde bazen un, bazen yem, kömür, tuğla, eşya artık o gün ne varsa taşıyorlar. Aslında bir çuvalın, bir tuğlanın üzerine alın terleriyle hayatlarını inşa ediyorlar.

Miraç Cebeci: "İmam hatip son sınıftayım. İtfaiyeci olmak istiyorum. Ateş ağabeyi de yaptığımız işi de seviyorum. İki yıldır Ateş ağabeyle çalışıyorum. Ailem biliyor hamallık yaptığımı, okumazsan inşaatlarda çalışırsın, diyorlar. Babam başta izin vermedi ama sonra alıştı. Önceleri 5-10 lira alıyordum. Biraz daha öğrenince 30 lira kazandım, zengin oldum dedim."

Emirhan Yılmaz: "Kandıra Anadolu Teknik Lisesi’nde öğrenciyim. Ateş ağabeyin yanında başladım. İlk işim un taşımaktı. 50 kiloydu bir çuval, ağırdı, ilk işim olduğu için öyle geldi tabii. 4 yıl önceydi, 15 lira kazanmıştım." 

Zafer Doğukan Dönmez: "İmam hatip lisesinde okuyorum. Elektrik Mühendisi olmak istiyorum. 5 yıl önce Ateş Ağabey, ‘Seni kömüre götüreyim’ dedi, gittim. Sonra balya işlerine devam ettim. Ailemden 5 lira harçlık alırken 35 lira kazanınca çok sevinmiştim. Babam taksi şoförüymüş, ben doğmadan ölmüş. Darüşşafaka’nın imkanlarından köy yerinde haberimiz olmadı. Ben orada okuyamadım ama şimdi hamallıktan kazandığımla orada okuyan kardeşlerime faydam olacak."

Söyleşi: Banu Kurt

Siz de BURADAN bağış yapabilirsiniz..
Tüm Haberlere Göz Atın