"Diplomatlığın kapısını Darüşşafaka’da aldığım köklü ve çağdaş eğitim açtı"

Darüşşafaka'ya kabul edilen ilk kız öğrenciler arasında yer alan 1979 mezunu Nesrin Bayazıt, Türkiye'nin Gana Cumhuriyeti, Liberya Cumhuriyeti ve Sierra Leone Cumhuriyeti nezdinde Büyükelçilik göreviyle "Darüşşafaka mezunu ilk kadın büyükelçi" oldu.

Ülkemizin, Gana Cumhuriyeti, Liberya Cumhuriyeti ve Sierra Leone Cumhuriyeti nezdinde Büyükelçisi Nesrin Bayazıt bir Darüşşafakalı… Darüşşafaka’nın kız öğrencileri ilk defa kabul ettiği 1971 yılında Darüşşafaka’ya giren Nesrin Bayazıt, 1979’da Darüşşafaka Lisesi’nden mezun oldu. Gazi Üniversitesi, Yönetim Bilimleri Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü 1983’te bitirdi. Avrupa Birliği Jean Monnet Bursu'yla okuduğu Durham Üniversitesi’nden Batı Avrupa’nın Ekonomik ve Siyasi Entegrasyonu alanında M.A. derecesini aldı. 1984’te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başlayan Bayazıt, yurt içinde ve dışında birçok görev üstlendi. Bu görevler arasında yurt içinde kültür işleri, siyaset planlama, yurt dışı tanıtım, Kıbrıs-Yunanistan, Batı Avrupa, Kuzey Avrupa ve Baltık Ülkeleriyle Siyasi İlişkiler Daire Başkanlıkları/ genel müdür yardımcılıklarında üçüncü katiplik, başkatiplik, şube müdürlüğü, daire başkanlığı, genel müdür yardımcı vekilliği; yurt dışında ise Eski Yugoslavya (Zagreb), İrlanda, Norveç, Belçika, Çin ve Avusturya’daki  T.C. Büyükelçilik, Başkonsolosluk ve Daimi Temsilciliklerinde muavin konsolos, ikinci katip, başkatip, müsteşar, birinci müsteşar ve Başkonsolosluk (Salzburg) bulunuyor. Darüşşafaka’nın eğitimle değiştirdiği yaşam öykülerinin birinin başkahramanı olan Nesrin Bayazıt, sorularımızı yanıtladı.

Nesrin Bayazıt, Gana Devlet Başkanı John Dramani Mahama'ya Güven Mektubunu Sunarken

Darüşşafaka'ya giriş öykünüzü bize anlatır mısınız?
Beş yaşında annemi, 11 yaşında da babamı kaybettim. Babam, Mayıs 1971’de vefat etti. Yakın tarihte kaybettiğim rahmetli teyzemin, Darüşşafaka hakkında bilgisi varmış. Beni ve iki küçük kardeşimi himayesine alan babaannemi ikna ederek Haziran 1971’de Ankara’da sınava girmemi sağladı. Sınavı yedekten de olsa kazanıp, eylül ayında Darüşşafaka’ya başladım. Rahmetli teyzem götürdü beni İstanbul’a... Okula teslim edilmeye gittiğimiz gün veliler, bizi bırakıp ayrıldıktan sonra toplandığımız salonda birbirimize yabancı bir ortamda yalnız kalmanın ürküntüsüyle baktığımızı hatırlıyorum. Böylece, Darüşşafaka’nın ilk kız öğrencileri arasında yerimi aldım.

Darüşşafaka yıllarınız nasıl geçti? En çok neleri hatırlıyor ve özlüyorsunuz?
Darüşşafaka yıllarım,yani 1971-1979 arası ülkemizdeki çeşitli sorunların giderek arttığı ve 1980 darbesini tetikleyen sınamaların yaşandığı bir döneme denk geldi. Türkiye’nin bu acılı döneminin Darüşşafaka’daki atmosferi de olumsuz etkilemesi tabiatıyla kaçınılmazdı.İlk birkaç sene daha çok alışma dönemiydi. Hem başka bir şehre, hem yatılı okul hayatına, hem de ergenliğe girişe... 11-19 yaş grubunun aynı çatı altında sınıflar ve yatakhaneler hariç bir arada bulunmasının ve ortak mekanları paylaşmasının bizlere başlangıçtan itibaren bir aidiyet duygusu kazandırdığını düşünüyorum. Ayrıca, yemekhane ve etüt masalarındaki düzenin kişisel gelişimimize ve ağabey-abla-kardeş ilişkilerine yapıcı katkılar sağladığına inanıyorum. Ben, daimi yatılılardandım. Yani, hafta sonlarını da okulda geçirenlerden... Evci çıkanlara, çarşamba günleri ziyaretçisi gelenlere çok gıpta ederdim. Bir kısmının hayata veda ettiğini bildiğim “Çarşamba Anneleri", benim gibi ziyaretçisi olmayanları da düşünerek mutlaka fazladan yiyecek getirip, bizlere de verirdi. Ayrıca, İskoç bir hocamızın, hafta sonları beni ve bazı arkadaşlarımı sinemaya, pastaneye, müzelere götürürdü. En çok özlediğim şeylerin başında ise, yatakhane sohbetlerimiz ile lise sondayken “büyük teneffüslerde” okul dışında geçirdiğimiz zaman ve okulun kuru köftesi geliyor.
 

Darüşşafakalı olmak sizin için ne ifade ediyor?
Benim için Darüşşafakalı olmak maddi ve manevi desteğe ihtiyaç duyan çocuklardan farklı insanlar yaratıp, onları belirli müşterekler etrafında tutabilen kocaman bir ailenin mensubu olmayı ifade ediyor. Bu, hep gurur duyduğum bir aidiyet oldu. Darüşşafakalı olmak aynı zamanda dayanışma, paylaşma, yardımlaşma gibi insanı insan yapan değerleri önemsemektir.. Hiç tanışmamış, yolları hiç kesişmemiş olsa da bir Darüşşafakalı'nın başka bir Darüşşafakalı'dan yardım ve desteğini esirgememesi de Darüşşafakalı olmaktır bence...

Darüşşafaka'nın yetişmenizdeki katkısından bahsedebilir misiniz?
Yetişmemdeki belirleyici unsurun hep Darüşşafaka’da aldığım eğitim olduğunu düşünürüm. Zira, gerek kişiliğimin oluşmasında gerek bulunduğum noktaya gelmemde Darüşşafaka çok önemli bir role sahip. Paylaşmayı, dayanışmayı, güçlü olmayı, azmi, çalışma disiplinini, sabrı, hayata olumlu bakmayı, iyiliği, minneti ve benzeri birçok şeyi Darüşşafaka’da öğrendim. Keza, idealim olan diplomatlığın kapısını bana üniversite eğitimim değil, Darüşşafaka’da aldığım köklü ve çağdaş eğitim açtı. 

Darüşşafakalı arkadaşlarınızla hâlâ irtibat halinde misiniz?
Elbette. Darüşşafaka’nın ilk karma dönemini oluşturan 79’lular olarak bir de haberleşme grubumuz var. Üst ve alt sınıflardan da irtibat halinde olduğum arkadaşlarım mevcut. Hayatımın en önemli parçasını hep Daçkalı arkadaşlarım oluşturdu ve oluşturmaya devam ediyor. Aralarında can dostlarım var. Oğlum, bir gün “Anne, ben de senin Daçkalı arkadaşların gibi arkadaşlara sahip olmak istiyorum” dediğinde büyük mutluluk duydum.

Darüşşafakalı öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir? 
Öncelikle, Darüşşafaka’da eğitim görmenin ayrıcalığını ve ellerine geçen bu fırsatı iyi değerlendirmelerini tavsiye ederim. Verimli çalışmak ve donanımlı olmak birçok kapıyı açıyor. Dışişleri Bakanlığı’na o yıllarda hemen hiç öğrenci gönderememiş bir üniversiteden mezun olmama rağmen meslek memurluğu sınavını ilk girişte kazandım. Daha önce de değindiğim gibi, bu sonucu almam Darüşşafaka’da edindiğim altyapı sayesinde oldu. Bizim dönemimizde üniversitede burs alma imkanları bir hayli kısıtlı idi. Üniversiteyi, Ankara Darüşşafakalılar Derneği’ndeki ağabeylerimizin yardımıyla bulduğum bir işte çalışarak okudum. Bu vesileyle, Saim Kale, Behiç Çongar ve Müfit Nayır Ağabeylerime şükranlarımı bir kez daha iletiyorum. Sevgili kardeşlerime, öncelikle gönüllerinde yatan dallarda eğitim görmelerini ve arzuladıkları mesleği elde etmek için azimle çalışmalarını öneriyorum. Hepsine, parlak bir gelecek ve başarı diliyor, hayallerinin peşinden pes etmeden koşmalarını tavsiye ediyorum. 

Büyükelçilik mesleğinde başarılı olmak için hangi özelliklere sahip olmak gerekir?
Diplomatlık birçok sınamayı da beraberinde getiren bir meslek. Kolay olmamakla birlikte, renkli ve zevkli. Ülkemizi temsil etmek, çıkarlarını koruyup kollamak ve yurttaşlarımızın yaşadıkları ülkelerde karşı karşıya kaldıkları sıkıntıların giderilmesine yardımcı olmak titiz ve özverili çalışma gerektirir. Ayrıca, yurt dışı görevlerde eşlerin mesleklerinden vazgeçmesine kadar varabilen, çocukların sürekli farklı ortam ve yeni okullar nedeniyle maruz kaldıkları sıkıntı ve sorunlarla başa çıkabilmek de işin başka bir boyutunu oluşturuyor. Başarılı olabilmek için görev yaptığımız ülkeyi iyi tanımak, kültürünü ve sosyal yapısını iyi anlamak ve bunlardan hareketle Türkiye ile ilişkilerini mümkün olan her alanda geliştirmeye çalışmak gerekiyor. İşin özünü ise, ülkeye her koşulda hizmet etmeye hazır olmak ve bunu benimseyerek, severek yapmak oluşturuyor.  

Meslek hayatınız boyunca sizi en çok duygulandıran anlardan birini bizimle paylaşır mısınız?
İlk yurt dışı görevimi muavin konsolos olarak Zagreb’de yaptım. O yıllarda Yugoslavya tek ülke olduğundan Zagreb’de başkonsolosluğumuz vardı. Başlıca işimiz, Batı Avrupa ile Türkiye arasında gidip gelen işçilerimize yolda karşılaştıkları kaza, gasp, belge kaybı, cenaze nakli gibi hususlarda yardımcı olmaktı. Bir işçi ailesinin beş yaşlarında bir kız çocuğu hariç bütün fertleri trafik kazasında hayatlarını kaybettiler. Olayı yakınlarına haber verme işini benim yapmam gerekti. Küçük kızın İsviçre’de yaşayan dayısına ulaşıp o acı haberi vermek çok zor gelmişti. Ayrıca, çocuğu kalabileceği bir yer olmadığından dayısı işleri halledene kadar, ailesinin kaybını belli etmeden bir hafta kadar evimde misafir etmek durumunda kalmıştım. Hiç unutamadığım bir olaydır bu.

Kadın büyükelçilerimizin sayısı nasıl daha artabilir?
Bildiğim kadarıyla, halen 27’si yurt dışında, 10’u Merkez’de görevli 37 kadın büyükelçimiz var. Erkek büyükelçilerimizin toplam sayısı ise 216. Türkiye’nin ilk kadın büyükelçisi,  değerli büyüğüm Sayın Filiz Dinçmen 1982 yılında büyükelçi olmuştu. Aradan geçen zamanda Bakanlığa giren kadın memur sayısında önemli artış oldu. Yani, önümüzdeki dönemde kadın büyükelçi sayısı giderek artacaktır. Bu noktada,  gururla belirtmek isterim ki birkaç yıl içinde Darüşşafakalı bir kadın büyükelçimizin daha olması ihtimali çok yüksek. Ayrıca, Bakanlığımızda göreve başlayan son grup aday meslek memurları arasında Darüşşafakalı bir kız kardeşimiz var.

Darüşşafaka'yı yurt içinde ve dışında daha fazla tanıtmak için önerilerinizi alabilir miyiz?
Son yıllarda Darüşşafaka’yı  tanıtmak için önemli işler yapıldığını biliyorum. Medyadaki etkileyici reklam kampanyaları dikkatimi çekti. Çeşitli illerde yapılan tanıtım çalışmalarına katılanlar arasında dönem arkadaşlarım da yer alıyor. Bu kampanyalardan olumlu sonuçlar elde edildiğini anlıyorum. Giriş sınavlarının yapıldığı şehir sayısının arttırılmasının da yararlı olduğu görülüyor. Bu yöndeki çalışmaları yaygınlaştırmak beklenen faydanın sağlanmasına yardımcı olur.

Yurt dışında tanıtıma gelince aklıma gelen ilk şey diğer ülkelerdeki benzeri sivil toplum kuruluşları ile işbirliği geliştirilebilecek zeminlerin ve uluslararası fonlardan yararlanma imkanlarının araştırılabileceği. Basında, Darüşşafaka’nın Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi nezdinde danışmanlık statüsü almaya hak kazandığını okumuştum. Bu, sözünü ettiğim ilişkilerin geliştirilebilmesi için yararlı bir forum olabilir. Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği gibi örgütlenmelerden de yararlanılması imkanları üzerinde durulabilir. 

Bunun dışında Darüşşafakalılara veya bağışçılarımıza yönelik başka söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?
Kurumsal çalışmalar kadar kişisel çalışmaların da Darüşşafaka’ya önemli katkılar sağladığını teslim etmek gerekir. Bu doğrultuda, biz Daçkalılara da Darüşşafaka için tabir-i caizse karınca kararınca bir şeyler yapmak düşüyor. Darüşşafaka’ya bağış yapanlara minnetimizi onların bağışlarının boşa gitmediğini göstererek ortaya koyabiliriz.İhtiyaç sahibi çocukların yetiştirilip topluma nasıl kazandırıldığına bağışçılarımızın dikkatini çekmeliyiz. Kendilerini eğitimde fırsat eşitliği hakkını edinmesine katkı sağladıkları çocukların elde ettiği başarılar hakkında bilgilendirmeliyiz. Yine gururla belirtmek isterim ki rahmetli Necdet Seçkinöz Ağabeyimiz, Türkiye’nin en yüksek bürokratik makamları olan Başbakanlık Müsteşarlığı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevlerinde bulunmuş bir Darüşşafakalı'dır. Bağışın temelinde iyilik ve hayır yapma güdüsü vardır. Bağışçılarımızın, verdiği çağdaş eğitim ve sağladığı fırsat eşitliği sayesinde Türkiye’ye önemli sayıda hekim, mühendis, öğretmen, ekonomist, yazar, muhabir, bilim insanı, işadamı, tercüman, bürokrat gibi hemen her meslekten insan kazandırmış olan Darüşşafaka’ya yaptıkları yardımın her dirheminin iyi ve hayırlı bir iş için kullanıldığı ve kullanılmakta olduğu konusunda müsterih olabileceklerini belirtmek istiyorum.

Nesrin Bayazıt'ın da aralarında olduğu Darüşşafaka'nın "İlk Kızları" (1971)

 

Benzer haberler:

Birleşmiş Milletler Türkiye Daimi Temsilcisi Halit Çevik (DŞ'1974) röportajını BURADAN okuyabilirsiniz.

Türkiye’nin Seul Büyükelçisi Hakan Okçal (DŞ'1973) röportajını BURADAN okuyabilirsiniz.

Tüm Haberlere Göz Atın