Bürokrasinin Darüşşafakalı üstadı

"Darüşşafaka sadece bir okul değil, aile ve okulun birleştiği bir eğitim kurumudur. Sadece iyi eğitim veren bir müessese değil, öğrencilerini hayata dolu dolu hazırlayan, öğrencisini olmak istediği yere ulaştıran, iyi, başarılı ve yurtsever insan yetiştiren bir müessesedir. Mesela babam, Türk Havayolları’nın dışında hiçbir havayoluyla uçmaz, bizlerin de uçmasına izin vermezdi, devlet kazansın diye… Bu anlayışı babama Darüşşafaka verdi"

Türk bürokrasisinin kilometre taşlarından İsmail Hakkı Batuk, 1930 yılında Çatalca’da doğdu. Altı yaşında babasını, 14 yaşındayken de annesini kaybetti. 1940 yılında girdiği Darüşşafaka’dan 1948 yılında mezun oldu. 1952’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 1966’da Louvain Üniversitesi’nde (Belçika) yüksek lisans yaptı. Maliye bürokrasisinin “Batuk üstadı”, ilk olarak 1952’de Ankara ve İstanbul Muvazzaf İtiraz Komisyonu Raportörü olarak göreve başladı. Bunu, müfettiş muavinliği (1952-1956); Maliye Müfettişliği (1956-1967); Gelirler Genel Müdürlüğü Müşavirliği (1967-1968); Gelirler Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcılığı (1968-1970) ve Gelirler Genel Müdürlüğü Müşavirliği ve Baş Müşavirliği (1970-1971) izledi. Ardından da NATO Nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği Maliye ve Ekonomi Müşavirliği (Brüksel -1971-1974); NATO Askeri ve Sivil Bütçe Komisyonları Başkanlığı (1974-1977, bu göreve getirilen ilk Türk’tür); Bakanlık Müşavirliği (1977-1978); HAZMİİT Genel Sekreterliği (1978); Bakanlık Müşavirliği (1978); Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı (1978- 1979) ve Bakanlık Müşavirliği (1979-1983) görevlerinde bulundu.

1983’te Cumhurbaşkanı Maliye ve Ekonomi Danışmanı olan Batuk’un bu görevleri arasında özellikle biri dikkat çekiyor. 1979’da IMF, Birleşmiş Milletler aracılığıyla şimdiki adı Kongo Demokratik Cumhuriyeti olan Zaire’ye Maliye Bakanı olarak İsmail Hakkı Batuk’u atıyor. Böylelikle ilk kez bir Türk, IMF’nin önerisiyle bir başka ülkenin Maliye Bakanlığı görevine getiriliyor. Mayıs 1979’da Zaire Maliye Bakanı olarak göreve başlayan Batuk’un unvanı, Bakanlar Kurulu Baş Ordinatörü’dür.

Yetki ve görevleri Maliye Bakanı’nın da üzerindedir. Öyle ki bütçeyi hazırlıyor, harcamaları kontrol ediyor, hiçbir bakanlık belli miktar üzerindeki harcamaları onun imzası olmadan yapamıyordu. Bu görevi üç buçuk yıl yürüten Batuk’a ilişkin Merkez Bankası Eski Başkanı Gazi Erçel, vefatının 12. yılında kaleme aldığı yazıda şu görüşleri dile getiriyor: “Bir İstanbul beyefendisi idi. Tarzı yumuşak ve fakat devleti hissettirecek incelikteydi.”

Darüşşafaka’nın yetiştirdiği bürokratlardan Zekeriya Yıldırım ise İsmail Hakkı Batuk’a ilişkin duygularını şöyle ifade ediyor: “Batuk üstadım hem meslek büyüğüm hem de Darüşşafakalı Ağabeyim olarak benim için bir rol model olmuştur.”

1991 yılında vefat eden İsmail Hakkı Batuk’un tek çocuğu Zeynep Necipoğlu da tabir-i caizse “babasının kızı”... Babasının görevi nedeniyle beş yıllık ilkokul eğitimini İstanbul’dan Ankara’ya, Brüksel’den Paris’e uzanan 11 okulda tamamlıyor. Bu nedenle adaptasyon konusunda hiç sıkıntı çekmediğini belirten Necipoğlu, “Beni şimdi Çin’e bırakın ya da Hindistan’a, hemen uyum sağlarım” diyor. Ortaöğretimini yurt dışında tamamladıktan sonra eğitimine Boğaziçi Üniversitesi’nde devam eden Necipoğlu, genç yaşta evlenip, iki çocuk sahibi oluyor. Otuz yaşındayken çalışmaya karar verince, babası tarafından Darüşşafaka mezunu Talha Çamaş’ın yanına gönderiliyor. Daha sonra kendi işini kuruyor. Kurucusu olduğu Elan Reklam Ajansı’nı 2001’de Fransa’nın önde gelen reklam şirketi Altavia ile birleştiriyor. Türk-Fransız Ticaret Derneği’nin 130 yıllık tarihinin ilk kadın başkanı olma özelliğini taşıyan Altavia Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Necipoğlu ile babası Darüşşafakalı İsmail Hakkı Batuk’u konuştuk.

Babanız, Darüşşafaka’ya nasıl başlıyor?

Altı yaşındayken babasını kaybetmiş. Ben tanıyamadım, ama anlatılanlara göre babaannem çok ileri görüşlü bir kadınmış. O, babamı Darüşşafaka sınavına sokuyor. Hatta onun ilginç bir hikayesi vardır: Sınavı kazananların listeleri açıklandığında babam ilkin kazanamadığını sanmış, çünkü listenin ortalarına bakıyor, üst sıralara bakmıyor. Halbuki Darüşşafaka’ya birincilikle girmiş.

Darüşşafaka’yı nasıl yad ederdi?

Mutlulukla... Tabii o yıllar dünyanın ve Türkiye’nin zor yılları imiş. Bu zorluklardan Darüşşafaka da payına düşeni almış... Mesela şeker bulunmazmış. Hoşaf verdiklerinde bayram ederlermiş. Bezden top yapar, oynarlarmış... Bunlara rağmen hep çok mutlu olduklarını söylerlerdi. Darüşşafaka, babam için çok özeldi. Onun hayatının çok önemli bir parçasıydı. Bir kere Darüşşafaka’yı sadece babası hayatta olmayan çocukların gittiği bir okul olarak görmemek gerektiğini söylerdi. Zaman geçtikçe Darüşşafaka’da yetişmiş, birbirinden değerli insanlar tanıdıkça onu daha iyi anladım. Bu bir kültür, bir bakış açısı, bir vizyon… Darüşşafaka, öğrencilerine vizyon veriyor. Darüşşafaka’dan boş adam çıktığını ben görmedim. Hepsi bir şeydir. Babam hep, “Darüşşafakalı olmak bir ayrıcalıktır” derdi. Hakikaten de öyle… Ben bu ayrıcalığı her gün yaşadım. Bugün burada olmamın sebebi bile kesinlikle Darüşşafaka’dır.

Darüşşafaka’nın pilav günlerine gider miydi?

Evet ... Babam ağırlıklı olarak yurt dışında görevliydi. Buna karşın Türkiye’de olduğunda kaçırmazdı. Babam Darüşşafaka’dan hiç kopmadı. 61 yıllık ömründe Darüşşafaka’nın anılmadığı ya da isminin geçmediği günü neredeyse hatırlamıyorum.

Bir insan ve baba olarak İsmail Hakkı Batuk nasıl biriydi?

Her şeyden önce babama şükran borçluyum, çünkü çok ileri görüşlüydü, vizyonu çok genişti. Zaten hayatı da onu gösterdi, ki hep Türklerin ilk defa olduğu görevlere geldi. Düşünün bundan 30 yılı aşkın bir süre önce babam, Afrika’dan Fenerbahçe’ye futbolcu getirmeye çalışmıştı. Koyu Fenerbahçeliydi ve o yıllar Afrika’da görev yapıyordu. Hepimiz çok garipsemiştik, çünkü Türkiye’de hiç Afrikalı futbolcu yoktu. Bizler için bu, uzaydan adam getirmek gibi bir şeydi. Yine son yıllarda revaçta olan kişisel gelişim kitaplarını babam, 20’li yaşlarında daha talebeyken o kısıtlı bütçesiyle edinip okumuştu ve bana okuturdu.

İsmail Hakkı Batuk’u en iyi hangi sözcükler ifade eder sizce?

Yakışıklı, çok iyi, akıllı, zeki ve ileri görüşlü...

Darüşşafaka sizin için ne ifade ediyor?

Bütün bunları insana verebilen yeri ifade ediyor. Bir kere babamın ikinci yuvası... 6 yaşında babayı, 14 yaşında anneyi kaybettikten sonra ise babamın tek yuvası... Hakikaten dört dörtlük bir yuva ve aile... Darüşşafaka sadece bir okul değil, aile ve okulun birleştiği bir eğitim kurumudur. Sadece iyi eğitim veren bir müessese değil, öğrencilerini hayata dolu dolu hazırlayan, öğrencisini olmak istediği yere ulaştıran, iyi, başarılı ve yurtsever insan yetiştiren bir müessesedir. Mesela babam, Türk Havayolları’nın dışında hiçbir havayoluyla uçmaz, bizlerin de uçmasına izin vermezdi, devlet kazansın diye… Bu anlayışı babama Darüşşafaka verdi.

Babanız size neler kattı? Hayatınızı nasıl şekillendirdi?

Her şeyden önce kendime güvenmeyi öğretti. Bana hep, “İnsan önceliklerini koymalı ve ne istediğini bilmeli” derdi. Hayatım boyunca hep önce ne istediğimi saptadım, sonra da hedefimi koydum. O nedenle hedeflerime hep daha çabuk ulaştım. Her zaman “Penceren mutlaka yurt dışına açık olsun. Pencereni açık tut, hiçbir zaman olduğun yerde kalma, senin evin bütün dünya...” derdi. Kendisi de dünyanın her yerinden haberleri radyodan dinlerdi. Hayatım boyunca penceremi hep yurt dışına açık tuttum. Babam, 61 yaşında vefat etti ve o tarihe kadar Darüşşafaka’dan kopmadı. Ben, 30 yaşımda çalışmaya karar verdim. Babamın beni ilk gönderdiği kişi Talha Çamaş’tır. Birkaç ay, Talha Bey’in yanında çalıştım, ardından kendi şirketimi kurdum ama Talha Bey, bana piyasayı öğreten kişidir. Keza Zekeriya Yıldırım Bey de öyle… İş hayatımın zor dönemlerinde çok desteğini görmüşümdür. Darüşşafakalılar birbirine çok destek olur, bir Darüşşafakalının kızı olarak ben de bizzat bunu yaşadım. Ben, babamın Darüşşafakalı olmasından gurur duyuyorum ve bunu da her zaman söylerim.

Babanız Zaire’de görev yaptığı sırada siz de yanında mıydınız?

Hayır. Ben, 1977’de evlendim, Babam, Zaire’ye 80’lerde gitti. Orada BM Maliye Bakanı görevini yürüttü. Annem de yanındaydı. O günkü Afrika bugünden farklı değildi… Zor bir görevdi ve bir Türk’ün ilk kez gittiği bir görevdi. Gurur duyulacak bir görev...

Babanız farklı görevlerde bulundu. Kariyerinde onu en fazla mutlu eden görev sizce hangisiydi?

Maliye Müfettişliği… NATO’da Askeri ve Sivil Bütçe Komisyon Üyeliği yaptı, sonradan başkan da seçildi. Mesela bu da hiçbir Türk’ün gelmediği görevlerden biridir. Ama Maliye Müfettişliği görevinin babamın hayatında ayrı bir yeri olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir Darüşşafaka kültürü vardır: Doğru, dürüst, vatansever, vizyonu olan ve başarılı bir nesil… Babam da özellikle Maliye Müfettişliği görevinde bu kültürü sergileyebilmiştir.

Bürokrat kızı olmak zor muydu?

Hiç değildi. Bir kere hayata çok iyi hazırlandım. İsmail Hakkı Batuk’un kızı olmak, bana çok şey kattı. Hazır alıp devam etmek kolaydır, önemli olan yoktan var etmektir. Değer orada... Böyle bir babanın kızı olmak bence büyük şeref ve bunlar, Darüşşafaka sayesinde oldu. Hayatım boyunca onlara layık olmaya çalıştım, ailemin bana verdiklerine birşeyler katmak, daha fazlasını yapmak için çalıştım. Bunda da başarılı olduğumu düşünüyorum. 

Tüm Haberlere Göz Atın