Hakan Okçal: “Hepimiz toplum için güvenilir insanlar olduk”

hakan okcal_2.jpg
Arslan Hakan Okçal, 36 yıllık Dışişleri Bakanlığı mensubu… 1973’te Darüşşafaka Lisesi’nden mezun oluyor. Aynı yıl sınıf arkadaşı Nurettin Elhüseyni’yle birlikte Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne (Mülkiye) giriyor. 1977’de Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitiren Okçal, 1978’de Dışişleri Bakanlığı’nın sınavını kazanarak, diplomatlığa adım atıyor. Libya, Almanya, İtalya, Belçika, Yunanistan, Nijerya ve Makedonya’da çeşitli kademelerde görevler üstlenen Okçal, Yunanistan’da Gümülcine Başkonsolosu, Nijerya’da Abuja Büyükelçisi ve Makedonya’da Üsküp Büyükelçisi oluyor. Yakın tarihte Türkiye’nin Seul Büyükelçisi olarak atanan Hakan Okçal’la Güney Kore’ye gitmeden önce bir araya geldik ve Darüşşafaka yıllarını konuştuk.
 
Darüşşafaka’yla tanışma öykünüzden başlamak istiyorum. Siz Darüşşafaka Sınavı’ndan nasıl haberdar oldunuz?
Biz, iki kardeşiz. Kardeşim, benden bir yaş kadar küçük... Oğuzhan Okçal… Babamız, İstanbul Belediyesi’nde Fen İşleri Müdürlüğü’nde mimardı. 1960’ta yüksek tahsil için Almanya’ya gidince ailece, Almanya’ya göçtük. İlkokula orada başladık. 1960 İhtilâli’nden sonra babamın bursu kesildi. Annem çalışmaya başladı. Babam ve biz okula giderdik, evin geçimini de annem sağlardı. Üçüncü sınıftayken babamız vefat etti. Türkiye’ye döndük. Eğitimimize Kocamustafapaşa İlkokulu’nda devam ettik ve 1965’te mezun olduk. Aynı yıl ikimiz de Darüşşafaka Sınavı’na girdik. Ben yedinci, kardeşim ise dokuzuncu oldu. Bizi Darüşşafaka Sınavı’na sokan ise annemdi. Babamı kaybettikten sonra annemin en büyük arzusu ikimizin de Darüşşafaka’ya girmesiydi. Bizi de fikren buna hazırlamıştı. İki kardeş, Darüşşafaka’ya başladık. Ne yazık ki Oğuzhan haylaz çıktı ve lise
birinci sınıftayken Darüşşafaka’dan ayrıldı. Ancak Darüşşafaka’nın ona verdiği formasyon yetti. Yıldız Teknik Üniversitesi’ni bitirdi ve şu anda yüksek makina mühendisi… Darüşşafaka’nın kapısından içeri giren herkes gibi o da kendisini hep ailemizin bir parçası olarak gördü. Bense 1973’te mezun oldum.
 
Anneniz Darüşşafaka’yı nereden biliyormuş?
Annem, hükümet gibi kadınlar vardır ya öyleydi. Çok otoriter bir kadındı ama bize karşı da çok müşfikti. Muhteşem bir kadındı. Ben, her zaman şunu söylerim: Ailelerin temel direği annelerdir. Bu nedenle annesi hayatta olmayan çocukların Darüşşafaka’ya kabul edilmesini çok olumlu karşılıyorum. Aynı zamanda dezavantajlı yani yoksul ailelerden gelen, babası ve annesi hayatta olanların da alınması taraftarıyım. Bizim dönemimizde üç gruptan da çocuklar Darüşşafaka’da bir arada okuyordu ve bizler birbirimizin annesi mi var, babası mı var, ikisi mi var ya da yok mu hiç bilmezdik.
 
hakan okcal_1.jpg
 
1965-1973 yılları arasında Darüşşafaka’da okudunuz. Darüşşafaka’da verilen eğitim nasıldı?
Parasız yatılı bir okulda verilebilecek en iyi eğitimdi. İstanbul’un çok önemli aydınları, şöhretli üniversite hocaları, sanayiciler para almadan bize ders verirdi. Çok sayıda yabancı öğretmenimiz vardı. Bazı öğretmenlerimiz aynı zamanda Robert Kolej’de derse girerdi. Okul müdiremiz Nazıma Antel’i mutlaka anmam gerekiyor. Müzik öğretmenimiz, bütün liselerde kitapları okutulan Tahir Sevenay’dı. Hakikaten iyi hocalardan ders aldık. Hiçbir eksiğimiz yoktu ama Türkiye’nin fakir bir dönemiydi. Mesela; süt ve süt ürünleri yaygın değildi, bu nedenle biz süt içmeden büyümüş bir nesiliz. Meyveyi, sebzeyi az gördük ama bunda Darüşşafaka’nın suçu yoktu. O zaman daha yoksul bir ülkeydi Türkiye… Öğrenciler arasında karşılıklı bir alışveriş vardı. Kitaplarımızı değişirdik, bilgilerimizi değişirdik, elbiselerimizi değişirdik. Fen ve edebiyat olmak üzere iki şubeydik ve iki şubede de çok parlak çocuklar vardı. Şu an hepsi çok iyi yerlerdeler... Örneğin; işadamı İbrahim Altınsay, NASA’da görev yapan Selahattin Kaya-lar, Bilkent Üniversitesi’nde matematik profesörü Sinan Sertöz, Borusan Otomotiv CEO’su Eşref Biryıldız…

hakan okcal_3.jpg

Darüşşafaka’da aldığınız İngilizce eğitimi sizin için yeterli oldu mu?
Evet… Darüşşafaka’da öğrendiğim İngilizce fazlasıyla yetti. Hatta o yıllar Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İngilizce eğitimi yoktu, bu nedenle bazı arkadaşlarım ODTÜ, Boğaziçi Üniversitesi’nde İngilizce dersi alıyordu. Bense dört sene boyunca hiç İngilizce görmedim ve buna rağmen Dışişleri Bakanlığı’nın sınavını çok iyi bir dereceyle kazandım. Ayrıca bir hariciye memuru olarak tek dil yetmiyor. Mutlaka ikinci, üçüncü dil de bilmek gerekiyor. Ben Almanca da biliyorum, az çok Fransızcam var. Ama bütün genç arkadaşlarıma Darüşşafaka’da mutlaka ikinci dili öğrenmelerini tavsiye ediyorum.
 
Darüşşafaka’yı bitirdiğiniz yıl üniversiteye başlıyorsunuz…
Evet… Ancak 1973 yılında üniversite sınavına girenler, ikinci kez sınava girmek durumunda kaldı, çünkü o yıl sınav soruları çalındı ve sınav, Türkiye genelinde iptal oldu. Çok iyi bir puan aldım, istediğim üniversiteye giriyordum. Tercihimi Darüşşafaka’dan sınıf arkadaşım Nurettin Elhüseyni’yle beraber Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden yana yaptım. Çünkü babamız vefat ettiğinde annem genç bir kadın olarak yabancı bir ülkede ne yapacağını bilmiyor. Çaresiz Türk Konsolosluğu’na gidiyor. Orada genç bir konsolos cenazenin Türkiye’ye gönderilmesi için anneme çok yardım ediyor. Annem hayatı boyunca o konsolosa dua etti ve hep, “Çocuklarımdan biri onun gibi olsun” dedi. Biz iki kardeş bu telkinle büyüdük. Bilinçaltıma o kadar işlemiş ki Darüşşafaka’dan sonra hiç tereddütsüz Siyasal Bilgiler’i seçtim. Ki İstanbul’da istediğim üniversiteye girebiliyordum.
 
Üniversite yıllarınız nasıl geçti?
O yılların Ankara’sı çok zordu. İmkânları bol olan bir yer değildi. Hava kirliliği korkunçtu. Fakir ailelerden gelen çocuklardık. Ben, Kredi Yurtlar Kurumu’ndan aldığım bursla okudum. Ancak bu burs cüzi bir rakamdı ve çoğu kez ay sonunu getiremezdim. Üniversitenin son yıllarında ise sağ-sol çatışmaları başladı ve çok sayıda genç değer, kayboldu gitti. Onlardan biri de Darüşşafaka mezunu Ali Fuat Okan’dı. Siyasal’dan arkadaşımızdı ve 1 Mayıs 1976’da kör bir kurşuna kurban gitti. O yılları kazasız belasız atlattık. Dört senede okulu bitirdim. Dışişleri Bakanlığı’nın açılan ilk sınavına girdim ve kazandım.
 
hakan okcal_6.jpg

Kariyerinizin kilometre taşlarını bizimle paylaşır mısınız?

Uzun bir imtihan sürecinin ardından 1978’de Dışişleri Bakanlığı’na girdim. Bakanlıkta iki yol vardır: Biri idari ataşelik dediğimiz ihtisas memurluğu, diğeri de meslek memurluğudur. Ben, meslek memurluğunu seçtim. Dışişleri’nde liyakat sistemi hâlâ bozulmadan devam ediyor ve liyakat sisteminin en tepesindeki mevki ise büyükelçilik… Ben, dokuz yıllık büyükelçiyim. Darüşşafaka’dan üç büyükelçi çıktı: Ali Asım Ağabeyimiz, Halit Çevik ve ben… Şu an sırada bekleyen birkaç kızımız var. İnşallah onlar da büyükelçi olur. Sınavı kazandıktan sonra askere gittim, döner dönmez de yurt dışına atandım. İlk görev yerim Libya, Bingazi Başkonsolosluğu idi. Muhteşem güzel bir yerdi. Çok sayıda Türk şirketi ve işçisi vardı. Bugün o ülkenin böyle tarumar olmasına hakikaten çok üzülüyorum. Libya’dan sonra bu kez Almanya’ya konsolos olarak atandım.
Babanızı kaybettiğiniz ülkeye konsolos olarak gitmek nasıl bir duyguydu?
İlginçti… Özellikle annem, bu görevimden ötürü çok gurur duydu. Ardından iki yıl Ankara’da idari kısımda görev yaptım. Sonra NATO Savunma Koleji’ne gönderildim. Altı ay Roma’da eğitim gördüm. Yüksek rütbelilerin gittiği bir kurstu ve ben genç bir başkatiptim. Ekonomi, siyaset, felsefe okuduk ve NATO ülkelerinde incelemelerde bulunduk. Kursu bitirdikten sonra
Brüksel’ deki NATO Daimi Delegeliği’ne başkatip ve müsteşar oldum. 1992’de Gümülcine’ye başkonsolos olarak atandım, 38 yaşındaydım. Ki o yıllar o kadar genç yaşta bu göreve atama yapılmazdı. Yunanistan’da üç sene kaldım. Ardından Amerika Dairesi Başkanı oldum, sonrasında da tekrar Almanya’ya tayin edildim. Önce Bonn Büyükelçiliği’ne birinci müsteşar, ardından
Berlin Büyükelçiliği’ne elçi müsteşarı oldum. Araştırma genel müdür yardımcısı olarak Türkiye’ye döndüm. Uluslararası terör konularına bakıyordum ve göreve başladıktan kısa bir süre sonra ABD’de 11 Eylül saldırısı yaşandı. Tabii, bizler için çok yoğun bir mesai dönemi başladı. Hakikaten sıkıntılı yıllardı. 2004’te Nijerya’ya büyükelçi olarak tayin edildim. Nijerya, Afrika’daki zorlu ülkelerden biriydi. Afrika’da beş büyükelçiliğimiz vardı ve onların en büyüğü de Nijerya’daki idi. Orada üç buçuk sene boyunca 10 Batı Afrika ülkesine baktım. Ardından da Üsküp Büyükelçisi oldum.
Nijerya 150 milyon, Makedonya ise 2 milyon nüfuslu, yoğun tarihi ilişkilerimizin olduğu ve muhteşem güzel bir ülkeydi. Yakın tarihimizi orada birebir yaşadım. Balkanlar ve Orta Avrupa Genel Müdürü olarak merkeze geldim ve üç seneyi aşkın bir süre Ankara’da bu görevi sürdürdüm. Şimdi de Türkiye’nin Seul Büyükelçisi olarak Güney Kore’de göreve başladım. Aynı zamanda Kuzey Kore nezdinde de büyükelçiyim.
 
Darüşşafakalı olmanın kariyerinize etkileri nelerdir?
Darüşşafaka’nın her şeyi açıktır. Birbirimizden sakladığımız hiçbir şey olmazdı. Yalan söylemezdik. Böyle açık bir ortamda büyüdük. Birbirimize destek olmayı, sosyal olmayı öğrendik. Bu da bize artı değerler sağladı, hepimiz toplum için güvenilir insanlar olduk. Açıkçası fakültenin bana verdiği çok az şey vardır -ki Siyasal Bilgiler çok önemli bir eğitim kurumudur-, çünkü ben çoğu şeyi Darüşşafaka’da öğrenmiştim. Biraz üzülürdüm, başka çocuklar bizden çok daha fazla çalışır ama daha düşük not alırdı. Türkiye’nin eğitim kalitesini yükseltmek, ezberci eğitimden çağdaş eğitime geçmek lazım ve Darüşşafaka’nın sorgulayıcı, sorucu eğitim sisteminin bunun için model olacağını düşünüyorum.
 
Unutamadığınız bir Darüşşafakalı dersem aklınıza ilk gelen kim olur?
O kadar çok var ki ama Talha Çamaş’ı söyleyebilirim. Ben, Darüşşafaka’ya başladığımda Talha Çamaş, ortaokul ikinci sınıftaydı. Aynı etüt masasında otururduk. NATO Zirvesi’nin organizasyonunda birlikte çalışma şansım oldu. Çok zarif, muhteşem bir insandır ve insan sevgisiyle doludur. Ayrıca Cemiyetimizin eski başkanlarından, Aziz Nesin’in de sınıf arkadaşı olan Fettah Aytaç’ı da belirtmek istiyorum.
 
Darüşşafakalı olmak sizin için ne ifade ediyor?
Büyük bir aileye mensubiyet… İnsanı var eden bazı öğeler vardır: Bunun başında aile ve sosyal çevre gelir. Bu ailenin içine ben, Darüşşafaka’yı da koyuyorum. Annem temel direğimizdi. Daha sonra iki büyük aileye daha mensup oldum: Mülkiye ve Dışişleri Ailesi… Beni bu iki büyük aileye hazırlayan ise Darüşşafaka’dır.
 
Darüşşafakalı öğrencilere hariciyeyi tavsiye eder misiniz?
Tabii ki… Geriye baktığımda hariciyenin bana bir yaşam tarzı verdiğini görüyorum. Ben, 24 saat Dışişleri Bakanlığı mensubu oldum. Devleti temsil ettiğimiz için hep saygı gördük, büyük bir maddi kazancımız olmadı ama çok büyük tatminler kazandık.
 
Darüşşafakalı öğrencilere mesajınız var mı?
Darüşşafaka muhteşem bir eğitim kurumu, şimdiye kadar hep en önde koştu. Hepsinden beklentim en önde koşmaları ve Darüşşafaka Marşı’nın hakkını vermeleri…
Tüm Haberlere Göz Atın