Darüşşafaka, fizik tedavi alanında marka yarattı

Ülkemizin en kapsamlı fizik tedavi ve rehabilitasyon klinikleri arasında yer alan Darüşşafaka Ömran ve Yahya Hamuluoğlu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi, kurulduğu 2005 yılından bu yana sayısız hastayı sağlığına kavuşturdu. Özellikle nörolojik ve ortopedik rehabilitasyon alanında uzman olan Merkez, cihaz donanımı, profesyonel kadrosu, fiziki altyapısı ve özellikle hastalara yaklaşımı ile fark yaratıyor. Şöyle ki; Merkezde kişiye özel tedavi programları oluşturuluyor ve yoğun fizik tedavi uygulanıyor. Buna hastaların kuruma duyduğu güven de eklenince başarı kaçınılmaz oluyor. Merkezin diğer bir özelliği ise elde ettiği gelirle Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nda okuyan öğrencilere kaynak yaratması... Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde gördükleri tedaviyle sağlığına kavuşan Semra Özdemir ile Sibel Durak’la bir araya geldik ve öykülerini dinledik.
 
Darussafaka FTR_05072013.jpg
 
Semra Özdemir:
 “Bana ‘Mucize kız’ diyorlar, çünkü iki ay gibi bir sürede yeniden yürümeye başladım” 
 
Semra Özdemir, henüz 32 yaşında… Bir çocuk annesi… Uzun  yıllar özel sektörde yönetici olarak çalışıyor. 27 Ocak’ta geçirdiği bel fıtığı ameliyatında yaşadığı bir komplikasyon sonucu tekerlekli sandalyeye mahkum kalıyor. 14 Şubat’ta tekerlekli sandalye ile geldiği Darüşşafaka Ömran ve Yahya Hamuluoğlu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde gördüğü iki aylık tedavi neticesinde Merkezden yürüyerek ayrılıyor.
 
semra_ozdemir_05072013_22.jpg

 “Burada bana ‘mucize kız’ diyorlar, çünkü iki ay gibi bir sürede yeniden yürümeye başladım” diye anlatıyor Semra Özdemir, kâbus dolu günleri geride bırakmanın verdiği rahatlamayla… Semra Özdemir için bu kâbus dolu günlerin miladı ise 27 Ocak 2013’te geçirdiği bel fıtığı ameliyatı oluyor. Ameliyat esnasında bir komplikasyon yaşayan Özdemir, “Uyandığımda belden aşağımı hissetmiyordum. On iki gün hastanede kaldım. On üçüncü gün ameliyatımı yapan doktorum, beni Darüşşafaka’ya yönlendirdi. Hatta kendisi arayıp randevu almış. Buraya tekerlekli sandalye ile geldim. Mehmet Hocam (Prof. Dr. Mehmet Beyazova) bana 20 seanslık bir rehabilitasyon uygun gördü. Beni, fizyoterapistim Fatma Kasap’a emanet ettiler. Aynı gün rehabilitasyona başladım. İlk önce yatakta rehabilitasyon, ardından paralel bar olarak devam ettik. Sonrasında da çeşitli cihazları kullandık. Belimde korse ve yaram olduğu için havuz terapisi benim için olmadı” bilgilerini veriyor.
 
Yirmi seanstan sonra yürümeye başladı
İlk 20 seansın ardından yeniden yürümeye başlayan Özdemir, “20 seansım bittiğinde desteksiz bir şekilde yürümeye başladım. Büyük bir sabır, gerçek bir şefkatle hızla sağlığıma kavuştum. Tekerlekli sandalye ile geldiğim Darüşşafaka’dan yürüyerek çıktım” diyor. 35. seansı geride bırakan Özdemir, “Şu an tedavimi haftada dört güne düşürdük. Bir saatlik seanslar uyguluyoruz. 20 saatlik seanstan sonra yürümeye başladım ama kusursuz değildi. Şu an 35. seanstayım, belli belirsiz bir aksamam var ama daha iyi olacağıma inanıyorum” diye konuşuyor.
 
“İyi ki burası var”
 semra_ozdemir_22_05072013.jpg

Yaşadığı olaydan sonra Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nden haberdar olduğunu kaydeden Özdemir, “İyi ki burası varmış! Kimsenin başına böyle bir şey gelsin istemem ama hayatta böyle şeyler ne yazık ki olabiliyor. Bunun için doğru adres Darüşşafaka… Çünkü burada her şeyden önce hastalara anaç bir duyguyla yaklaşıyor ve bir anne gibi davranıyorlar. Fizyoterapistlerimiz, doktorlarımız, hemşirelerimiz bizlere aile sıcaklığında yaklaştığı için moral depoluyoruz. Böyle olunca hastalar da birbirini motive etmeye başlıyor. İnsanlar, birbirlerini görerek, birbirlerini izleyerek iyileşiyor. Ama bu kurumun verdiği, yaşattığı bir durum… Çünkü ben çok lüks bir hastanede 12 gün fizik tedavi gördüm. Ne olacağımı her sorduğumda aldığım yanıt, ‘bilmiyoruz’ oluyordu. Burada 12 günde yürür pozisyona gelmişken, orada hiçbir değişiklik olmadı” diyor. Özdemir, Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne ilişkin bir anısını ise şöyle anlatıyor: “Buraya geldiğimde ilk günlerde 10 yaşlarında küçücük bir kız çocuğunu koşu ban-dında yürürken gördüm. Onun burada olmasına anlam verememiştim. Fizyoterapistime sorduğumda dedi ki ‘O buraya geldiği zaman gözlerini bile kırpamıyor, boyundan aşağısını hissetmiyordu.’ O gün doğru yerde olduğuma emin oldum, şimdi ben koşu bandındayım. Buraya ilk geldiğimdeki halimi gören insanlar, bir mucizey-mişim gibi bana bakıyor. Geçenlerde belden aşağısı tutmayan bir hasta geldi, ona dedim ki, ‘Üzülme, ben de senin gibiydim, iyileşeceksin’… ”
 
Yüksek moral şart
semra_ozdemir_05072013_3.jpgYüksek moralin tedavi süreci üzerindeki pozitif etkisini Özdemir, şu cümlelerle ifade ediyor: “Dört buçuk yaşında bir oğlum var, o hastalığımın ilk dönemlerinde dedi ki, ‘Anne, denemelisin, lütfen duvarlara tutun ve benimle yürü…’ Bunu hiç unutamıyorum. İşte o an ‘oğlum için yürü-meliyim’ dedim. Hayatı boyunca yürümüş bir insan için gerçekten çok zor bir süreç… Önceden insanların yürümesi dikkatimi çekmezdi, bir refleksti, ben de yürüyebiliyordum.  Ama hastalığım süresince en çok yürüyen insanlar dikkatimi çekmeye başladı. İster istemez psikolojiniz alt üst oluyor, yürüyemiyorsunuz, belden aşağınız tutmuyor, ilk iki gün bezlendim, ‘yok’ dedim toparlanmam gerekiyor. Bu işte moralinizi yüksek tutmazsanız olmuyor. O süreçte ben hiç ağlamadım, çok güçlü durdum. Çok şükür çok kısa sürede, doktorlarımın söylediğine göre benim  katettiğim yol iki ayda oluşabilecek bir süreç değilmiş. Ben bunu çok fazla isteyerek, hızlandırmışım.”
Yaşadığı olayın hayata bakış açısını tamamen değiştirdiğini belirten Özdemir, “Daha önce ne kadar basit şeylere takılıyormuşum. Önceden tekerlekli sandalyede birini gördüğümde üzülürdüm ama bu derece değildi. Şu an gördüğümde kilitleniyorum ve onun için ne yapabileceğimi düşünüyorum. Evde birkaç aletim var, onları ihtiyacı olan birilerine vereceğim, hatta ihtiyacı olan insanlar için bunları düzenli olarak temin etmeyi planlıyorum, çünkü bir gün hastanede yürüteç beklediğimde lavaboya bile zorlukla gittim ve yürütecin bile ne kadar önemli olduğunu gördüm. Telefonumu düşürdüğümde alamıyordum, ya da bacağım yere düştüğünde biri tutup kaldırıyordu. Kendinize ait bir uzvu kontrol edememek, hayatın en zor imtihanı imiş. O yüzden hayata bakışım çok ciddi bir biçimde değişti.  Bundan sonraki süreçte, bu insanlar için elimden geleni yapmayı planlıyorum” diye sözlerini noktalıyor.
 
Bir babanın tanıklığı
Semra Özdemir’in iyileşme sürecinin en yakın tanıklarından biri de babası Akif Atalay… 
Neredeyse haftanın her günü kızıyla birlikte Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne gelen Atalay, “İki aydır her gün kızımla birlikte buraya geliyorum ve buraya sedyeyle gelen, gözünü dahi kırpamayan hastaların yürüyerek ayrıldığını görüyorum.
Başlangıçta bu bana inanılmaz geliyordu ama artık buranın doğal bir sonucu gibi geliyor. Kelimenin tam anlamıyla burası mükemmel bir yer” diye düşüncelerini dile getiriyor.
 
lokomat 04.jpg

Sibel Durak:
“Sadece dışarı çıktığım zaman birine ihtiyaç duyuyorum”
 
Sibel Durak, 32 yaşında… Televizyoncu… 8 Ocak’ta çekime giderken ekip arkadaşlarıyla birlikte geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanıyor. On yedi gün yoğun bakımda kalıyor. 1 Şubat’ta Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne getirildiğinde hareket edemiyor, yürüyemiyor ve sol elini kullanamıyordu. İki aylık tedavinin ardından artık yürüyor, sol elini kullanıyor ve tek başına tüm ihtiyaçlarını karşılayabiliyor.
 
sibel_durak_05072013_1.jpg
Sibel Durak, henüz 32 yaşında… Kocaeli Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun… Ancak o, çocukluğundan beri hayalini kurduğu televizyonculuğun peşinden gitmeyi seçiyor. Bir televizyon kanalında çalışan Durak, geçtiğimiz ocak ayında çekime giderken ekip arkadaşlarıyla birlikte trafik kazası geçiriyor. Bir kişinin yaşamını yitirdiği kazada Durak, ağır yaralanıyor. İki haftayı aşkın bir süre yoğun bakımda kalıyor. Kendine geldiğinde ne yazık ki boynundan aşağısını hareket ettiremiyor. Doktorları tedavisine artık fizik tedavi ve rehabilitas-yonla devam etmesi gerektiğini söylüyor. Bunun üzerine annesi, kızının en iyi tedavi alabileceği merkezleri araştırıyor ve Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde karar kılıyor.
 
Merkeze sedye ile getirildi
sibel_durak_05072013_2.jpg

Haydarpaşa Numune Hastanesi’nden Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne 1 Şubat’ta sedyede getirilen Sibel Durak, sıcacık bir gülümsemeyle bizi karşılıyor ve süreci en başından şöyle anlatıyor:  “Turizm ağırlıklı yayınlar yapan World Travel Channel’de ‘Şehirle Randevu’ isimli bir program sunuyordum.  İstanbul’da bol bol gezme şansımız oldu, restoranlar, kafeler, sergiler, müzeler… Böyle keyifli keyifli bir çekime giderken, 8 Ocak’ta maalesef bir trafik kazası yaşadık. Aslında tarihi ben sonra öğrendim, o gün ve ondan sonraki iki üç haftaya dair hiçbir şey hatırlamıyorum. On yedi gün yoğun bakımda kalmışım. Bir hafta da hastanede kendime gelmişim. Ondan sonra annem fizik tedavi için hastane araştırıyor ve Darüşşafaka ismine rastlıyor, onun fizik tedavi alanındaki başarılarını görüyor. Böylelikle 1 Şubat’ta Haydarpaşa Numune Hastanesi’nden sedyeyle Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne getirildim.”
sibel_durak_05072013_3.jpgDurak, Merkeze geldiğindeki sağlık durumunu ise şu cümlelerle açıklıyor: “Aslında o dönem durumumun farkında değildim ama annemden duyduğum kadarıyla kafamı bile tutamıyormuşum, sol tarafta tamamen his kaybı olduğundan, elimi hiçbir şekilde kaldıramıyormuşum. Ama zannediyordum ki, bıraksalar beni, yürüyeceğim.”
Artık kendi başına hareket ediyor. Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde 40 günü aşkın bir süre yatarak tedavi gören Durak, “Yoğun bir tedavi programına başladık. Yatılı kaldığım dönemde sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde iki kez seans görüyordum. Bu seanslardan biri ya Lokomat ya da havuz terapi oluyordu. Özellikle havuz terapi son derece eğlenceli... Haftada bir havuz terapisi alıyorum.  Şu an evin içinde rahatlıkla hareket edebiliyorum, üzerimi kendi başıma giyinebiliyorum, temel ihtiyaçlarımı kendi kendime karşılayabiliyorum. Sadece dışarı çıktığım zaman birine ihtiyaç duyuyorum, dengeyi sağlamak açısından. O da yavaş yavaş ilerliyor zaten” diyor.
 
 
“İşime ve hayatıma geri döneceğim”
Tedavi sürecinde ilk günden itibaren gelişme gördüğü için hiç umutsuzluğa kapılmadığını vurgulayan Durak, “Hiçbir zaman ben bu kadar iyileşeceğim umutsuzluğunu yaşamadım, daima daha ileri, daha ileri… Fizyoterapistim Fatma Hanım (Kasap) da bu konuda çok destek oldu…  ‘Seni eski haline kavuşturmayı hedefliyoruz, hiç kaza yaşamamış gibi olacaksın’ dedi. İnşallah o duruma gelip, tekrar işime ve hayatıma geri döneceğim” diye duygularını dile getiriyor. Darüşşafaka’da tedavisi sürerken tavsiye üzerine gittiği bir hekimin kendisini gördüğünde verdiği tepkiyi gülümseyerek anlatan Durak, şöyle konuşuyor: “Burada tedavi olurken, genel durumumu değerlendirmesi için başka bir doktora gittim. Doktor beni gördüğünde çok şaşırdı, ‘Sizi sedyede bekliyordum’ dedi. Başından beri durumuma şahit olan herkes şu anki durumumu gördüklerinde çok şaşırıyor ve çok hızlı ilerlediğimi söylüyor.”
 
fizikarjo01.jpg

Mehmet Beyazova: 
 “Yoğun bir rehabilitasyon yaklaşımımız var”
 
Semra Özdemir ile Sibel Durak’ın tedavi sürecini en başından bu yana takip eden Prof. Dr. Mehmet Beyazova, “İki hastamız da oldukça genç, doğru yerde olduklarının farkındalar, bu nedenle kısa sürede oldukça hızlı ilerleme kaydettik” diyor.
 
mehmet_beyazova_05072013.jpg

Semra Özdemir ile Sibel Durak’ın tedavi sürecini değerlendiren Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Beyazova, sözlerine şöyle başlıyor: “İki hastamız da oldukça genç, doğru yerde olduklarının farkındalar, bu nedenle kısa sürede oldukça hızlı ilerleme kaydettik.” Prof. Dr. Beyazova, “Sibel Durak, trafik kazası nedeniyle uzun süre yoğun bakımda kaldıktan sonra sedyede Merkezimize getirildi. Son derece ağır bir tablosu vardı. Hareket edemiyordu, yürüyemiyordu, destekle oturabiliyordu, sol tarafında belirgin bir kuvvet kaybı vardı. Derhal rehabilitasyonuna başladık. Eklemlerindeki kısalıklar için germe işlemleri, denge ve koordinasyon çalışmaları yapıldı. Sırasıyla oturma dengesi, ayakta durma, ayakta dururken denge çalışmaları, kuvvetlendirme çalışmaları gerçekleştirildi. Daha çok havuz ve fizyoterapist eşliğinde rehabilitasyon çalışmalarına ağırlık verdik. Bir ayı aşkın süre Merkezimizde yatarak tedavi oldu, günde iki seanslık tedavi programı uyguladık. Gençliğinin de verdiği avantajla Sibel Hanım, hızlı bir yol katetti. Şu an tedaviye evinden gidip geliyor. Artık bağımsız bir  şekilde yürüyebiliyor. Yürürken çok az bir aksaması var, bu nedenle tedavisine hâlâ devam ediyoruz. Sol taraftaki kuvvet kaybı ve hareket ettirememe, büyük çapta açıldı. Sağ eli kadar başarılı olmasa da sol elini de büyük oranda kullanabiliyor” bilgisini veriyor. Tedaviye erken başlamanın önemi üzerinde duran Prof. Dr. Beyazova,  “Sibel Hanım’ın hastaneden taburcu olduğu gün bize gelmesinin de tedavi sürecinde çok faydası oldu. Bir ayı aşkın süre yatarak tedavi uyguladık.  Ardından evinden gelip giderek tedavisini sürdürdük. Zaten belli bir süreden sonra hastalarımızdan bunu istiyoruz, çünkü ev ortamını kullanmaları tedaviyi olumlu etkiliyor” diyor. Hastaların tedavilerinin bitiş tarihini gözlemleyerek belirlediklerini kaydeden Prof. Dr. Beyazova, “İyileşmenin devam ettiği ve plato adını da verdiğimiz bir dönem var. İyileşme sürdüğü sürece rehabilitasyona devam ediyoruz.
İyileşme hep aynı seviyede kaldığı döneme geldiği zaman da hastayla konuşup, bundan sonraki sürecin çok daha yavaş ilerleyeceğini bildiriyoruz. Şu an Sibel hanımın iyileşme süreci devam ediyor ve muhtemelen onun platosu şifaya yakın olacak.”
 
33handtraining_05072013.JPG

Semra Özdemir’in durumunu da değerlendiren Prof. Dr. Beyazova, “Semra Hanım da 1981 doğumlu… Merkezimize tekerlik sandalyede 14 Şubat’ta geldi. Yine güçlendirme, denge ve su içi egzersizlerle kısa sürede çok büyük ilerleme kaydetti. Şu an desteksiz yürüyor. Ayaklarında ve kalçalarında bir miktar güçsüzlük devam ediyor. Bunun için tedavisini sürdürüyoruz” diyor.
Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde yoğun bir rehabilitasyon yaklaşımı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Beyazova, “Bu, hastaların iyileşme sürecinde büyük fark yaratıyor. Ekibimizin çok donanımlı ve teknolojik donanımımızın da üst düzey olması hastalarımızın hızlı bir şekilde yol katetmesini sağlıyor” diye sözlerini noktalıyor.
 
 
Fatma Kasap:
“Ne zaman topuklu ayakkabı giyeceğim?”
Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi fizyoterapisti Fatma Kasap, Semra Özdemir ile Sibel Durak’ın kısa sürede büyük ilerleme kaydetmesinde iki hastanın da motivasyonunun yüksek oluşunun ve doğru yerde tedavi olduklarına inanmalarının da payı olduğunu belirtiyor.
fatma_kasap_05072013.jpg

Haliç Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden mezun olduktan sonra Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çalışmaya başlayan Fatma Kasap, hem Sibel Durak’ın hem de Semra Özdemir’in ilk günden beri fizyoterapistliğini yapıyor.
İki hastanın da ilk geldiklerindeki durumlarını değerlendiren Kasap, “Sibel Hanım ilk geldiğinde baş ve gövde kontrolü yoktu. Sol el ve ayağını hiç hareket ettiremiyordu. Her şeyden önce konfüzeydi (zihin bulanıklığı), hiçbir şeyi hatırlamıyordu. Önce yatak hareketleriyle başladık. Baş kontrolü için belli hareketler yaptık ve yaklaşık iki haftada boyun kontrolünü sağladık, sonra da gövde kontrolü ile devam ettik. Tedavinin ne zaman biteceğini soracak olursanız böyle bir sorunun cevabı yok ama Sibel Hanım, her gün yol katediyor. Tabii iyileşme süreci ilk başladığımız hızla devam etmiyor. Çünkü belli kaba motor kazanıldıktan sonra ince motor hareketleri daha uzun süreli kazanılır” diyor.

lokomat_05072013.jpg22dynamicankle.JPG

Nörolojik hastalarda tedavi sürecinin daha farklı ilerlediğine, daha fazla sabır ve özverinin gerektiğine dikkat çeken Kasap, “Aynı tanı bile olsa farklı kişilerde farklı şeyler seyir edebilir, iyileşme bir süre durabilir. Bu noktada hastanın daha sabırlı ve özverili olması gerekiyor” tavsiyesinde bulunuyor. Rehabilitasyonun günde sadece iki seanslık bir süreç olmadığını vurgulayan Kasap, “Rehabilitasyon 24 saatlik bir süreçtir. Hastanın günlük yaşamında bunu kullanması, aktive etmesi gerekiyor. Kesinlikle rehabilitasyon, fizyoterapide bitmez. Hastanın ve hasta yakınlarının da rehabilitasyon süreci içinde olmaları gerekiyor. Tedavinin evdeki boyutu, ailenin hastaya yaklaşımı, onların tedavi sürecinin meşakkatli geçeceğini bilmeleri ve birbirlerine destek olmaları çok önemli” diyor. Ardından Semra Özdemir’in durumunu değerlendiren Kasap, “Semra Hanım, merkezimize tekerlekli sandalyede gelmişti. Buraya geldiğinde beklentileri çok yüksekti ama demora-lize olmuştu, çünkü operasyondan sonra 12 gün fizik tedavi görmüş ama bir yol katedememişti. Bu nedenle işe Semra Hanım’ın üzerindeki demoralizeliği atmakla başladık. Aynı zamanda beklentileri çok yüksekti. Sürekli ‘Ne zaman ayağa kalkacağım, ne zaman topuklu ayakkabı giyeceğim’ diyordu.
Tedavinin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi açısından bu beklentileri azaltmak için kendisiyle sık sık gerekli görüşmeleri yaptık. Beklenti düzeyini indirgedikten sonra motivasyonu bizim açımızdan daha iyi oldu” diye konuşuyor. Her iki hastanın da çok motive olmasının ve doğru yerde bulunduklarını hissetmelerinin tedavi sürecini hızlandırdığına vurgu yapan Kasap, “Eskiden felçli hastalar yatağa bağımlı ve muhtaç olarak görünüyordu. Fizik tedavinin gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte bu bakış açısı büyük oranda değişti. Felç olan hastaların kesinlikle tedaviyi bırakmamaları gerekiyor çünkü beyin bir şeyleri yeniden öğrenebilme yetisine sahip. Çok zor ve sabır isteyen bir süreç. Sabır, motivasyon ve inançla beraber daha başarılı olabileceklerdir” diye sözlerini noktalıyor.
 
Tüm Haberlere Göz Atın