Necla Koperler

Darüşşafaka’ya vasiyet bağışında bulunan isimlere her geçen gün yeni isimler ekleniyor. Leyla ve Necla Koperler de bu isimlerden… 1922’de İstanbul’da başlayıp, sefir babanın peşinden Avrupa’ya ardından ABD’ye uzanan bir yaşam onunki… Lozan Antlaşması’nın mimarlarından ve Atatürk'ün en güvendiği hariciyecilerden Tevfik Kamil Koperler’in iki kızından büyüğü Necla Hanım… Tevfik Kamil Bey, cumhuriyet tarihinde pek çok önemli görev üstlenmiş bir isim. Öyle ki, Lozan Konferansı’nda genel sekreter ve danışman, İstanbul Milletvekili, Anadolu Ajansı’nın kurucusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin Sofya (1931-1934), Madrid (1934-1939) ve Belgrad Büyükelçisi (1934-1939) ve iki kızının da okuması için elinden geleni yapmış bir baba… 

Tevfik Kamil Bey’in diğer kızı ise iki yıl önce vefat eden Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’nün kurucusu, Türkiye’nin ABD diplomalı ilk psikiyatrı Prof. Dr. Leyla Zileli… Türkiye’de sayısız psikiyatrı yetiştiren Leyla Hanım, vefatından önce annesi Hayriye Hanım’ın hep saygıyla bahsettiği Darüşşafaka’ya vasiyet bağışında bulunuyor. Çok sevdiği kız kardeşinin ardından Necla Hanım da aynı kararı veriyor ve Darüşşafaka’nın vasiyet bağışçısı oluyor. 

Bir cumhuriyet elçisinin kızları

Tevfik Kamil Bey, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra nüfus mübadele komisyonunda görev alıyor, ardından da genç cumhuriyetin art arda Sofya, Madrid ve Belgrat büyükelçiliklerini üstleniyor. Necla Hanım o yılları ise şöyle anlatıyor: “Babam büyükelçi olarak Sofya’ya atanınca biz de onunla birlikte gittik.

Babam benim ve kız kardeşim Leyla’nın eğitimine çok önem verirdi. İstanbul’da bir İngiliz okuluna başlamıştık, fakat Sofya’da İngiliz mektebi yoktu. Bu nedenle Fransız mektebine gittik. Zaten evde Fransız mürebbiyemiz vardı, Leyla’nın Fransızcayı Türkçeden evvel öğrendiğini söyleyebilirim. Sofya’dan sonra babam Madrid, ardından da Belgrad büyükelçilisi oldu. Tabii, biz de onunla birlikteydik. Ancak Belgrat’ta da Fransız mektebi yoktu, bu nedenle eğitimimize evde devam ettik. Türkiye’ye gelince ikimiz de Notre Dame de Sion’a gittik ve oradan mezun olduk. Ardından da Leyla tıbbiyeye, ben de hukuk fakültesine girdim.”  

ABD’de geçen yirmi yılın ardından yine Türkiye…

Necla Hanım, hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra Türk-Amerikan Yardım Heyeti’nde çalışmaya başlıyor ve 1958’de ABD’ye gidiyor. Orada çeşitli eğitim programlarına katılıyor, önce üniversite öğrencilerine, ardından suçlu çocuklara danışmanlık yapıyor. Annesinin rahatsızlanması üzerine 1978’de Türkiye’ye dönen Necla Hanım, “Babamı Amerika’dayken kaybetmiştim. Annem de hastalanınca geldim. İş yerim iki sene izin vermişti. İki sene sonunda tekrar gittim ama artık buraya alışmıştım, annemin rahatsızlığı devam ediyordu, onu bırakamazdım. Geliş o geliş oldu, bir daha ABD’ye dönmedim” diyor.

Türkiye’nin ilk Amerikan diplomalı psikiyatrı: Leyla Zileli

Leyla Hanım ise 1950’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oluyor, 1953’te fakülteden sınıf arkadaşı Prof. Dr. Turgut Zileli ile evleniyor. 1955’te aynı fakülteden psikiyatri uzmanlığını alıyor. İhsan Şükrü Aksel’in en güvendiği asistanlarından biri olmasına rağmen mezuniyetinden sonra kendisine kurumda tutulmayacağı söylenince ABD’ye gidiyor ve psikanaliz eğitimi görüyor. 1957’de Kansas City Psychiatric Receiving Center'a asistan olarak giren Leyla Hanım, 1959’da New York Postgraduate Center'da resmi psikanaliz eğitim programına başlıyor ve 1962’de psikanalist diplomasını alıyor. Wolberg'ün öğrencisi olarak oldukça parlak geçirdiği öğrencilik yıllarından sonra kendisine eğitici olarak kurumda kalması teklif ediliyor ama o, Türkiye'ye dönmeyi tercih ediyor. Türkiye'ye döndükten sonra İstanbul, Şişli'de muayenehane açan Leyla Hanım, o sıralar Ankara’da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kurma çalışmaları yapan Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından Hacettepe’ye davet ediliyor. 1965’te psikiyatri doçenti olan Leyla Hanım, 1970’te profesör unvanını alıyor.

Neden Darüşşafaka?

24 Haziran 2008’de vefat eden ve Darüşşafaka’nın vasiyet bağışçılarından biri olan Prof. Dr. Leyla Zileli’nin Darüşşafaka ile yolunun nasıl kesiştiğinin öyküsünü yine Necla Hanım’dan dinliyoruz: “Annemizin Darüşşafaka’ya bağışta bulunmamız yönünde bir vasiyeti vardı. Leyla rahatsızlığını öğrenince avukatımız Yüksel Karaburçak’ın vasıtasıyla bu vasiyeti yerine getirdi. Leyla’nın ölümünden sonra  Darüşşafaka’yı daha yakından tanıma imkânı buldum. Zaten Darüşşafaka’nın yetiştirdiği çok değerli isimler var, onları biliyorduk. Türkiye’de nasıl talebe yetiştirdiğinin örnekleri mevcut.” Darüşşafaka’nın eğitim adına çok güzel işler başardığını belirten Necla Hanım, “Keşke, Darüşşafaka gibi kurumların sayısı çok daha fazla olsa… Bu gibi kurumlar, Türkiye’nin çığır açmasını sağlayabilir” diye konuşuyor.